• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası

NAFİ ÇAĞLAR _ FİZİKÇİ N.Ç.

FİZİK BİLMEK AYRICALIKTIR...N.Ç.

SAL ZAMANI ÖYKÜLERİ Kitabı NAFİ ÇAĞLAR

SAL ZAMANI ÖYKÜLERİ Kitabı NAFİ ÇAĞLAR  

(Sefaköy Anadolu Lisesi öğrencilerinin "zaman" temalı hikaye kitabıdır.)

ÖD (TR) ; Zaman (Fr) - Vakit (Ar)


SAL ÖYKÜLERİ Kitabı N.Ç. 

(Sefaköy Anadolu Lisesi öğrencilerinin "zaman" temalı hikaye kitabıdır.)

ÖD (TR) ; Zaman (Fr) - Vakit (Ar)



SAL ZAMANI ÖYKÜ KİTABI (İç Kapak) Sayfa 1

 

 SAL ZAMANI ÖYKÜLERİ

 

 

ÖK DIŞ KAPAK. İÇİN

SEÇENEK 1. Geçen yıl ki resim kullanılabilir. Fakat arka zemin kızıl veya yeşil olabilir.

SEÇENEK 2. Göndereceğim (öğrencilerin çizdiği) resimlerden uygun olanı seçersiniz.

 

 

 

 

 

 

 

 

Yazıcılar : Öykücü Sal Geleri

 

 

 

 

 

 

 

YALIN YAYINCILIK

İstanbul - 2026

 

Sayfa 2

 

“Ö”  SAL ZAMANI  “D”

Yazıcılar : Öykücü Sal Geleri

 

 

YALIN YAYINCILIK

Yerbilgisi :

e-mail ; yalinkitap gmail.com

www.yalinkitap.com

T.C.Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayıncı Sertifika No ; 44154

 

 

 

ISBN :

 

Birinci Basım : 2026

 

Kapak Tasarım ;   Nafi ÇAĞLAR – Büşra KANGAL

Kapak Çizimi: Ecrin AKKURT

 

 

Bu kitabın 5846 sayılı Yasa ile korunan tüm hakları yazarına aittir. İzinsiz olarak herhangi bir şekilde çoğaltılması, basılması, kaynak gösterilmeksizin alıntılar yapılması yasaktır ve anılan Yasa gereği kovuşturulur. Şiirlerin ve yazıların her hakkı yazarına aittir. Telif haklarından doğacak sorumluluklar yazarların kendisine aittir. Yazarların adları şiirlerin altlarındadır

 

 

 

 

SAL ZAMANI ÖYKÜLERİ



(Sefaköy Anadolu Lisesi öğrencilerinin "zaman" temalı hikaye kitabıdır.)

ÖD (TR) ; Zaman (Fr) - Vakit (Ar)

 

BAŞLARKEN

 

Bir an durun ve düşünün: Hayatınızdan sessizce geçen kaç an, bugün sizi siz yapan hatıralara dönüştü? Kimi zaman bir gülüşte, kimi zaman bir vedada saklanan zaman; fark edilmeden akıp giderken ruhumuzda derin izler bırakır. İşte bu kitap, o izlerin peşine düşen duygu ve düşüncelerin bir araya geldiği samimi bir yolculuğun davetidir. Zaman, hayatın en değerli hazinelerinden biridir. Bazen bir anı olarak hafızamızda kalır, bazen de geleceğe uzanan hayallerimizin içinde yer alır. Her insan zamanı farklı yaşar ve farklı anlamlandırır.Elinizdeki Sal Zamanı Öyküleri, yalnızca öykülerden değil, aynı zamanda şiirlerden de oluşan özel bir çalışmadır. Bu eser, zaman kavramını farklı yönleriyle ele alan duygu, düşünce ve hayal dünyalarının ortak bir ürünüdür. Öğretmenimizin rehberliğiyle hazırladığımız bu kitapta, zamanın insan hayatındaki yerini anlatmaya ve hissettirmeye çalıştık.Bu kitabın her sayfasında zamanın farklı bir izini bulacak; bazen geçmişe, bazen bugüne, bazen de geleceğe doğru bir yolculuğa çıkacaksınız.Bu çalışmanın ortaya çıkmasında emeği geçen değerli öğretmenimiz NAFİ ÇAĞLAR ve katkı sağlayan geNÇ öğrenci arkadaşlarıma teşekkür eder, keyifli okumalar dileriz.

Nisa ARSLAN

9-B / 1182

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

ÖN SÖZ 

 

​Sevgili Dostlar, Kıymetli Okurlar;

​Fizik dersinde olsaydık Nafi Hocamız bize zamanı t harfiyle gösterir, yanına da saniyeyi yapıştırır, "Hadi bakalım, formülü yazın!" derdi. Astronomide olsaydık, ışık yılından bahseder, kafamızı yıldızların milyarlarca yıllık geçmişiyle bükmeye çalışırdı. Ama şu an ne tahta başındayız ne de teleskobun ucunda... Şu an, zamanın en gizemli büküldüğü yerde; bilimin sarsılmaz ciddiyeti ile edebiyatın ve sanatın o özgür ruhunun kesişim noktasındayız!

​Zaman; bir fizikçinin denkleminde saniyelerle ölçülen katı bir kavram, bir astronomun teleskobunda ise galaksilerin doğumunu ve ölümünü fısıldayan sonsuz bir akıştır. Ancak zamanın en gizemli bükülmesi, bir okulda, bir öğretmenin etrafında toplanan onlarca gencin hayal gücüyle birleştiğinde gerçekleşir.

​Karşınızda duran bu kitap; okulumuzun yüreğinin, kaleminin ve fırçasının aynı nehirde buluştuğu ortak bir zaman yolculuğudur. Bizler, kıymetli hocamız Nafi Çağlar’ın hem bilimin sarsılmaz ciddiyetiyle hem de hayatın neşeli şakalarıyla örülü dünyasından ilham alan bir grup öğrencisiyiz. Bizlere astronomi derslerinde gökyüzünün derinliklerini, fizik derslerinde evrenin kurallarını anlatırken, aslında her birimizin kendi zamanını nasıl anlamlı kılması gerektiğini de fısıldadı. En zor teorileri bile yüzündeki o muzip ve samimi tebessümle hafifleten hocamız sayesinde, zamanın sadece akan bir şey olmadığını, onun içine hikayeler sığdırılabileceğini öğrendik. Ama biz "haylazlar" durur muyuz? Tutmuşuz; hocamızın o hayat dolu enerjisinden ilham alıp, fizik kurallarını şiirlerle eritmişiz, astronomi bilgilerini öykülerle baştan yazmışız, üstüne bir de zamanı renklere boyayıp resmetmişiz!

​Şaka bir yana, işin ciddiyetine gelirsek; zaman, geri döndürülmesi imkansız olan tek sermayemizdir. Ve biz bu ekip olarak, kendi sermayemizden muazzam bir fedakarlıkla, günlerce emek vererek bu harika eser seçkisini ortaya çıkardık. Bu kitapta zamanı sadece saatlerle ölçmedik; kimi zaman bir şiirin mısrasına hapsettik, kimi zaman bir öykünün satırlarında geriye sardık, kimi zaman da renklerin ve çizgilerin arasına gizledik. İçerideki şiirleri okurken bazen zamanın nasıl durduğunu hissedecek, öykülerimizde geçmişe ve geleceğe ışınlanacak, resimlerimize bakarken de o an dondurulan zamana şahit olacaksınız.

​Eğer bu sayfalarda zamanın akışına kapılıp kendinizi kaptırırsanız, bilin ki arkasında hem bilimin izinden giden ciddi bir emeğin hem de Nafi Hocamızdan bize bulaşan o hayat dolu, şakacı ve umutlu ruhun payı büyüktür. Bu güzel ortak çalışmada emeği geçen, zamanını sanata feda eden tüm arkadaşlarımızın yüreğine sağlık. Fiziğin kuralları şaşabilir ama bizim bu kitaba koyduğumuz samimiyet asla şaşmaz!

​Bizimle zamanını paylaşan, bizlere ilham olan sevgili hocamıza ve bu sayfalarda kendi zamanından bir parça bırakan tüm arkadaşlarımıza sonsuz teşekkürlerle…

​Zamanın ötesinde bir yerlerde buluşmak dileğiyle, keyifli okumalar. Gökler her daim açık, zamanınız hep bereketli olsun!

Büşra KANGAL

9-D / 1428 Tarih: 22 Mayıs 2026 Cuma

Saat: 18:19

Yer / Bölge: İstanbul / Küçükçekmece

 

 

 

GİRİŞ

Zaman, kimsenin durduramadığı bir nehir gibiydi. Sessizce akar, önüne çıkan her şeyi kendi ritmine uydururdu. İnsanlar onun içinde sürüklenirken bazıları geçmişin kıyılarına sıkıca tutunuyor, bazılarıysa geleceğin sislerle örtülü ufkuna umutla bakıyordu. Günler birbirini kovalıyor, mevsimler değişiyor, yıllar fark edilmeden geride kalıyordu. Oysa çoğu insan, zamanın yalnızca aktığını değil, aynı zamanda onları izlediğini de fark etmiyordu.

Zamanın su gibi geçtiğinden haberleri yoktu. Çocukluk kahkahaları, okul sıralarında paylaşılan anılar, dost sohbetleri ve aile sıcaklığı birer hatıraya dönüşürken insanlar hep daha fazlasını kazanmanın peşindeydi. Ancak vakti gelip de geriye dönüp baktıklarında, parayla satın alınamayacak tek şeyin zaman olduğunu anlıyorlardı. Çünkü kaybedilen bir eşya bulunabilir, harcanan para yeniden kazanılabilirdi; fakat geçen bir dakika bile geri getirilemezdi.

Şehrin merkezinde yükselen eski saat kulesi, bu gerçeğin sessiz bir bekçisi gibiydi. Her gece tam on ikide, kimsenin anlam veremediği bir şekilde bir dakika dururdu. Şehrin insanları bunu sıradan bir arıza sanıyordu; fakat o kısa sessizlikte dünya adeta nefesini tutardı. Sokaklar derin bir sessizliğe gömülür, rüzgâr bile esmekten vazgeçerdi. İşte o anda unutulmuş anılar uyanırdı. Kimi çocukluğunda kaybettiği bir sesi duyar, kimi hiç yaşanmamış bir geleceğin gölgesini görürdü. Bazıları eski dostlarını hatırlar, bazıları ise gerçekleştiremediği hayallerini düşünürdü.

Belki de zaman, o bir dakikalık duruşunda insanlara en değerli hazinenin ne olduğunu hatırlatıyordu: Yaşanmış anılar, paylaşılan dostluklar ve sevgiyle geçirilen zaman…

Biz de burada arkadaşlarımız ve sevgili öğretmenimizle birlikte SAL ZAMANI ÖYKÜLERİ’ni yazdık ve hazırladık. Bu öykülerde zamanın değerini, anıların gücünü ve hayal dünyasının sonsuzluğunu keşfetmeye çalıştık.

SEVGİ VE SAYGILARIMIZLA

Eflin ERGÜLER

9-D / 1463

 

 

 

 

 

Sevgili SefAL gelik!

İnsanın her döneminin kendine has özellikleri ve güzellikleri vardır.Sizler ortaöğretim (lise) çağında,yaşantınızın en hareketli, en renkli ve en hevesli döneminizdesiniz. Doğabilimi/Fizik öğretmeni olarak benim de sizinle Uzaybilimleri derslerinde yolum kesişti. Zaman geçtikçe ısındık, kaynaştık ve anlaştık. Konularımız gereği “zaman” kavramı üzerinde durduk. Epey “vakit” bu işe kafa yorduk. Size ödevler verdik. Ne yapacağız diye “öd”ünüz koptu. Fakat sonuçlarını gördük ki başarılıydınız. Resim çizme, düz yazı, öykü veya şiir yazma seçenekleri arasında büyük çoğunlukla öykü ve şiir yazıp getirdiniz. Biz de bunu kalıcı esere dönüştürelim dedik. Geçen yıl şiir üzerinde çalıştığımız ve “SAL ZAMANI ŞİİRLERİ” kitabını çıkardığımız için bu yıl öyküler üzerinde durmaya ve SAL ZAMANI ÖYKÜLERİ adıyla kitap çıkarmaya karar verdik. Bundan sonra SAL ZAMANI ifadesi bizim söylemimiz olacak. Bu işe sıcak bakan öğrencilerimiz ile yola çıktık. Sonuçta, ölünceye kadar kitaplığımızda saklayacağımız öykü kitaplarımız oluştu. Bununla da yetinmedik. Bu işi “okul kitap imza günü”ne dönüştürdük. Etkinliğimiz yerel gibi görünse de böyle bir çalışmanın – geçen yıl bizim çalışmamız dışında- ilçede, ilde ve ülkede ilk olduğuna emin olabilirsiniz.Çünkü, derse ve konularına bakış açımız ortada. Az çok her yerden haberimiz olmakta. Biz farkındalığı ortaya koyduk ve bir ilke imza attık.

Sevgili SefAL geNÇlik! Yaklaşık 35 kadar öğrenci ile “Sal Zamanı” diyerek bu işi birlikte başardık. Her birininiz zamana farklı bir bakış açısı getirdi. Vaktimizi iyi değerlendirdik. Yaz tatilinde, ara tatilde, yarı tatilde ve dini bayram tatillerinde zamanı nasıl değerlendirdiğinizi kaleme aldınız. Geçmişte kalacak zamana güzel bir anı bırakırken, gelecek zamana iyi bir eser hazırladık. “Öd”ünüz kutlu, yarınlarınız umutlu olsun. Ne olursa olsun, yüzünüz mutlu olsun. 3 Mayıs 2026

NAFİ ÇAĞLAR                                                                                                          Uzay Bilimleri Uzman Öğretmeni

 

UZAY ZAMANI

Ey zaman söyle! Dördüncü boyut musun ?
Bir kaba sığdırılmazsın, soyut musun ?

Gözle görülemez, elle tutulmazsın.
Zaman, sen hiçbir zaman unutulmazsın…

Geçmişten mi geliyorsun, bayat mısın ?
Geleceğime can veren hayat mısın ?

Ey zaman sen hep böyle akar mısın ?
Benim güzel yıllarımı yakar mısın?

Ömrüme aman mı, yoksa yaman mısın?
Be hey zaman! Sen gerçekten zaman mısın?

NAFİZ TANÇAĞLAR
17 Mart 2023 Cuma 15.00
Cennet-Küçükçekmece-İstanbul

 

 

 

 

 

 

 

 

BÖLÜM 1

 

 

 

SAL ZAMANI ÖYKÜLERİ

 

 

BİR ÖĞRETMENİN YAZ TATİLİ

 

- BAĞ FISTIK ZEYTİN SULAMA-

20 Haziran 2025 Cuma sonunda karne günü gelip çatmıştı.Karneleri dağıttıktan sonra koca bir eğitim öğretim yılının yorgunluğunu atmak için eve gidip dinlendim. Sabahına Küçükçekmece Gazeteciler Cemiyeti Ortaokulu TYT (Temel Yeterlilik Testi ) sınavında salon başkanı olarak görev aldım. Sonraki gün Marmara Kız İmam Hatip Lisesi ‘nde AYT (Alan Yeterlilik Testi) sınavında salon başkanı olarak görev aldım. Orada yeni ve eski mezun 4-5 öğrencime rastladım. Pazartesi öğretmenler kurul toplantısı, Salı okul zümre toplantıları yapıldı. Çarşamba günü okul zümrelerin ortak toplantısına katılamadım. Çünkü MEB. Maarif Modeli 5G Bilim Çalıştayı çevresinde Üç gün boyunca devam edecek olan İTÜ (İstanbul Teknik Üniversitesi) Fen- Ed. Fakültesi Fizik bölümünde eğitimler başladı. Bu sebeple perşembe günü de Küçükçekmece ilçe fizik zümre toplantısına katılamadım. Yazman ve yardımcıma zümre toplantı tutanağını gönderdim ve yerime ortak başkanlık yapmalarını tembih ettim. 27 Haziran 2025 Cuma İstanbul İl Fizik Zümre Toplantısını İstanbul Teknik Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi binası önünde ağaçların altında yaptık.Çok farklı bir toplantı oldu. Bu toplantının da başkanlığını ben yapıyordum. Bütün bu etkinlikler çok yararlıydı. Yine de bu yoğunluk içinde benim bedenim burada olsa da aklım hep memleketteydi. Artık bu etkinlikler bitse de gitsem diyordum. Fakat cumartesi Pazar artarda kültürel etkinlikleri öğrenince, bari bu hafta sonunu da aradan çıkarıp öyle yola çıkayım dedim. 28 Haziran 2025 Cumartesi Günü ünlü sunucu , radyo yayıncısı ve şair Savaş Koç ve yine tanınmış şair Samim İğde’nin (Ramak Kaldı) davetleri üzerine Şişli Perpa şiir dinletisine katıldım ve “Kerbela’dır Bir Beladır” adlı şiirimi okudum. Pazar günü ise, Pazar Beylükdüzü Beylicium’da üyesi olduğum ve her ayın son pazarı buluştuğumuz Düşler Dünyası Kültür Sanat Topluluğunun şiir dinletisine katıldım ve sunumlarımı yaptım. Salgın döneminde yazmış olduğum “Okula Gittim Görün Hele” adlı şiirimi okudum. Her iki etkinliğe de oğlum Hasan Memik ile gittim. Sonunda baş döndürücü hareketliliği geride bırakmaya ve İki aylığına güzelim İstanbul’a veda etmeye karar verdim. Pazartesi 19.00’da otobüsle yola çıktım. Salı günü sabah Gaziantep’e ulaştım. Biraz şehirde vakit geçirdikten sonra köyüme gittim. Aklım hep köydeydi ve 200 tanesini yarıyıl 100 tanesini de ramazan bayramı tatilinde diktiğimiz zeytinlerde idi. Hemen arazi komşumu aradım ve geleceğimi haber verdim. Kışın aldığımız su kaplarını (su depolarını) doldurmasını rica ettim.

2 Temmuz 2025 Çarşamba ; Sabah Güneş doğduktan biraz sonra tarlaya ulaştım ve arazi komşum Ahmet Görücü’ye suyu açmasını söyledim. Suyu açtı ve yanıma geldi. Yanımda Orhan ağabeyim de vardı. Arazi komşum Ahmet bey çok eski arkadaşımdı. Bizim güney komşu köyümüz Oğurca’dandı. Uzun süre merkez Şehitkamil ilçesi Eylüpsultan Mahallesi muhtarlığı yapmıştı. Ben kendisini oradan tanıyordum. Arkadaş canlısı fedakar bir insandı. Bağı bahçeyi çok seviyordu. Bir arazi satın alıp bizim köyün 2 km. güneyine fıstıkların içine ev yaptırmıştı. Güzel tesadüf ki, benim arazi komşum olmuştu. Tarlaya kuyu açtırmıştı. Onu da Güneş paneli ile çalıştırıyordu. Güneş paneli Gün doğumunda çalışmaya başlıyordu ve Gün batımında kendiliğinden duruyordu. Önce ben bizim diktiğimiz zeytin fidanlarını iyice gezdim. Komşum Üçte İkilik bölümü daha önce sulamış fakat kalan kısmı sulayamamıştı. Yani yaklaşık 100 fidanın acil suya ihtiyacı vardı. Hele yaklaşık 7-8 tanesi vardı ki, fidanların canına son anda yetişmiştik. Sararmaya başlamışlardı. Güneydoğu yarı kurak iklime sahipti. Yeni dikilen fidanlar en az ilk Üç yıl yaz mevsiminde ayda iki kez sulanmazsa kururdu. Kaçarı yoktu. O kadar emek ve masraf boşa giderdi. En önemlisi de güzel bir zeytinlik ya da fıstıklık için kurduğumuz düşler boşa giderdi. Bugün ikindi saatine kadar bu sulama işi bitmeliydi. Yani zamanı iyi kullanmamız gerekiyordu. Önce kalın hortumları bir güzel yaydık tarlaya. Bir tane de ince hortum vardı. Onu da daha alt taraftaki su kabına taktık. Su gelmeye başladı. Orhan ağabey kazmayla fidanların dibini açıyordu. Yani suyun etrafa dağılmaması için fidanın kökü etrafında toprağı biraz çukur tutarak dış tarafı da çembersel şekilde yükseltiyordu. Ben de hortumu zeytin fidanlarının dibine götürüp başında bekliyordum. Su gölet haline gelip, taşmaya başladığı andan hemen diğer fidanın dibine götürüyordum. İkinci fidan dibi de göletleninceye kadar Birinci fidanın suyunun çekildiğini, toprağın suyu soğurduğunu görüyordum ve geri dönüyordum. Öğleye kadar İki ileri Bir geri şeklinde bu böyle devam etti.Toprak öyle susamıştı ki suya doymuyordu. Zaten İki yıldır ülkemiz hatta gezegenimiz gibi bizim oralar da kurak gidiyordu. Ben böyle uğraşırken Orhan ağabey fidanların yarısından çoğunun dibini sulamaya hazır duruma getirmişti.Öğle olduğunda hava sıcaklığı 38 selsiyüs dereceye ulaşmıştı. Biz de aşırı sıcaklamıştık. Arada su içip geliyorduk. Fakat bizi tutmuyordu. Tarlanın hemen kenarında çok sayıda acı badem ağacı vardı. Bu ağaçlar bodur halindeydi. Gölgeleri çok koyu olmasa da fena değildi. Fakat öğleye doğru gölgeleri kısalmıştı. Dipleri otlu ve dikenliydi. Zaten ağacın kendisi de dikenliydi. Birisinin gölgesine ikimiz sığmayacağımızdan her birimiz birinin dibine gidip oturuyorduk. 10 dakika kadar durup biraz kendimize geldiğimizde tekrar kalkıyorduk.Çünkü zamanla yarışıyorduk. Bu arada bir yandan da küçük yani ince hortumu da açmıştık. İki su kabından İki hortumdan İki yerden İkimiz sulamaya devam ediyorduk. Arazi komşum etrafı kolaçan edip, sulama düzenini oluşturduktan sonra gitmişti. Bir baktık ki, elinde 1 litrelik su şişesiyle geliyordu. Bizim yanımızda yeteri kadar su vardı. Ancak bir saat içinde ılık, İki saat içinde sıcak oluyordu. Komşumuz buzdolabından su getirmişti. Onun bu dağlık yerde evinin olması bizim için büyük şans olmuştu. Köyümüz Gaziantep’in 45 kilometre kuzeyinde yer almaktadır. Kahramanmaraş ili Pazarcık ilçesine sınır köyüdür. Pazarcık’ın 27 km. güneydoğusundadır. Gaziantep’in Yavuzeli ilçesinin 13 km. batısındadır. Ovalığın bitip dağlığın başladığı geçiş yerindedir. Dört yol ağzındadır.Derelik, vadilik, kayalık, bazalt kara taşlık ve düzlük her coğrafi şekil var köyümüzde. Adı ; Karayusuflu’dur. Köyü kuran oba beyinin adını almışmış. Biz de o soydan geliyormuşuz. Onun için köyümüze ve arazilerimize sahip çıkmayı kendimize daha doğrusu atalarımıza borç biliyorduk. Fakat son zamanlarda arazilerini satanlar olması bizi üzmektedir. Bazı köylüler kim olduğunu bilmedikleri yabancılara satmışlar. Onlara çok kızmıştım ve yanlış yaptıklarını söylemiştim. Onlar da bana gücenmişlerdi. Şimdilerde sadece selamlaşıyoruz. Bizim tarla da köyün 2.5 km güneyinde yer almaktadır. Benim çocukluğumun geçtiği Çoban Galası dediğimiz yerdedir.Bu gala ak taşlardan yapılmıştı. Alta tarafı İki metre çapında, üste doğru gittikçe daralan silindir şeklindeydi. Çobanlar bu galanın üstüne çıkar sürüyü seyrederlerdi. Çocukluğumda ben de çok çıkmıştım. Şimdilerde o gala epeyce dağılmış. Bizim ağzımızla uçurmuşlar yani yıkmışlar. Fakat yeri belli. Tarlanın zemininin çoğu yeri köklü ak ve sağlam kayalardan oluşmaktadır. Metrelerce derinliklere kadar inen ve Onlar’ca metre genişliğinde tek parça kayalık olan yerler çok bu arazide. Dünya’da depreme en dayanıklı zemindir. Zaten ben de emekli olunca oraya bir kaya üstüne dağ evi /bağ evi yaptıracağım. Bitki örtüsü meşegillerden palamut (pelit), mazı, zindiyan, acı payam (yabani badem), yaban kirazı,yaban hayırı (dağ inciri), alıç,menengiç,fıstık vb. den oluşmaktadır. Bizim köylüler çok iyi aşıcıdırlar. Acı payama, erik, armut vb. aşılayarak evcilleştirmektirler. Menegiçi aşılayıp fıstık yapmaktayız. Ben de yarma aşısını bilirim. Lise ve yükseköğretim zamanlarımda aşı yapardım. Fena da tutmazdı. Bizim oraların fıstığı küçük, yağlı ve çok lezzetlidir. Çevre köyler içinde bizim köy fıstıkçı köy olarak bilinir. Yukarıdaki su kabında su tükenmişti. Aşağıdakinde ise biraz azalmıştı. Ahmet bey bize hadi gelin diye seslendi. Biz de hortumları su kaplarına ayrı ayrı takarak ayrıldık. Tarlaya köyden batıdan arazi yolundan gelince sağda büyük bir fıstık ağacı vardır. Gölgesi de iyidir. Ancak bazı yerleri alaca gölgedir yani Güneş ışığı geçmektdir. Orhan ağabey oraları dal ile basırınca çok güzel gölgesi oldu. Altı sürülmüş güzel topraktır. Oraya toprağın üzerine oturuyoruz. Hemen yanına toprak üstüne taşlardan bir ocak yaptık. Ateş kaydık. Etrafta kuru odun çoktur. Çabuk köz oldu. Közlerin içine patates, domates, yeşil biber ve soğan attık. Bu arada biz onların pişmesini beklerken közün bir kenarına da çaydanlığı koyduk. Közlemeler pişince çıkardık, soyduk hazırladık. Her birimiz yarımşar somun aldık. İkiye yardık. İçine közlemelerden doldurduk. Gaziantepli olduğumuz için doğal olarak dürüm yaptık. Dürümün sıcak kara toprağa akıtarak yedik. Bir güzel karnımızı doyurduktan sonra közde yaptığımız çayı içtik. Öğle sıcağı basınca da kendimizden geçtik. Her birimiz olduğumuz yere devrildik. Biraz uyukladık. Yarım saat sonra kendimize geldik. Fakat yerimizden doğrulamadık. Bir yarım saat daha geçince kendimizi iyi hissettik ve kalktık.

Fidanların yanına giderek işe koyulduk. Saat 14.00 sularıydı. Yaklaşık Üç saatlik süremiz vardı. Zamanı çok iyi kullanmamız gerekiyordu. Orhan ağabey kısa sürede fidanların dibini açmayı tamamladı ve bana yardıma geldi. O kalın hortumla sulama yaparken ben de ince hortumla sulama yapıyordum. İnce hortum ile önce iki kovayı dolduruyordum. Hortumu mevcut fidanın dibine bırakıyordum. Ben de hortumun yetişmeyeceği yerlerdeki fidanların dibine elimdeki kovadaki suyu döküp geri dönüyordum. Ben gelinceye kadar mevcut fidanın dibi göllenmiş oluyordu. Hortumu diğer fidanın dibine götürüyordum. Orada aynı işlemi yapıyordum. Böylece aynı anda iki fidan sulamaya çalışıyordum. Bu şekilde az zamanda çok fidan sulamaya sağlamaya çalışıyorduk. Hatta üç fidan suluyorduk. Kalın hortumun yetişeceği fidanlar bitince Orhan ağabey de benim gibi yapmaya başladı. Saate baktım 16.50 idi. Orhan ağabeye sordum. Su ne zaman kesilir. Bana saat 5’te (yani 17.00) diye yanıt verdi. Sulanmadık İki zeytin kaldı, acele etmemiz gerek dedim. Sulama bitti ve Bir dakika geçmeden su kesildi. Zaman ayarlamamız ve işi bitirmemiz müthişti. Biraz nefeslenelim dedik. Kendimize geldikten sonra kalktık. Ben hızlı bir şekilde zeytinlerin dibini toprakla kapatmaya başladım. Ertesi gün ıslak yere Güneş vurduğunda toprağı çatlatırdı. Toprak sertleşirdi. Sulama yarar yerine zarar verirdi. Yani sulanan yerin Güneş görmemesi gerekiyordu. Bu nedenle fidan köklerine kenardaki topraklardan atılması yani kapatılması gerekiyordu. Bir saat içinde taprak atma işini de bitirmiştik. Sıcağın etkisi gitmişti. Çünkü Güneş devrilmişti.Dağın gölgesi tarlayı kaplamıştı. Fakat biz çok yorulmuştu. Köye yürüyerek ulaşacak dermanımız kalmamıştı. Sağ olsun arazi komşumuz Ahmet bey bizi arabasıyla köye bıraktı. Sulamanın üzerinden İki gün geçtikten sonra fidanların dibinin kazmalanması gerekiyordu.

5 Temmuz 2025 Cumartesi ; Araban ilçesi Hasanoğlu köyünde Çepni Boyu Federasyonu yeri açılışına katıldık. Beni ev sahibi Güneydoğu sorumlusu Mesut Altunbaş ve Çepni Boyu Fed. Genel Başkanı Harun Özdemir davet etmişlerdi. Yanımda teyze oğlu Hasan Reşit Kaliz ve onun amca oğlu Vedat Kaliz beyler varlardı. Yavuzeli’ne uğrayıp Cumhur Taşdemir’i de aldık. İkindiye kadar oradaydık. Geri döndük Yavuzel’inde Cumhur beyi evine bıraktık ve biz yolumuza devam ettik. Ballık - Kastel köyleri arasında Böğürtlen denilen yerde tarlasında İsmail Aytekin’i ziyaret ettik. Oradan bizim köye geçtik. Arazi komşum Ahmet Görücü’nün fıstık tarlasına gittik. Yeğenim İlker Barış Çağlar ve büyük oğlu Aykut’ta geldiler.

9 Temmuz 2025 Çarşamba ; Tilki Kayası’nda fidanları 2.kez suluyoruz. Sabah tarlada toplandık. Orhan ağabey ve oğlu Eyüp’te vardı. Eyüp, köyde babasıyla birlikte yaşamaktaydı. Sakin yapılı, kimseyle didişmeyen, kimseye kötülüğü dokunmayan, amca ve dayılarına saygılı davranan bir yapıya sahipti. Elinden çay ve yemek yapmak gelirdi. Onun işi bize çay yapmak ve öğle saati geldiğinde yemek hazırlamaktı. Bu işleri güzel yapıyordu. Saat 07.00’de Güneş panelleri ışık alıp enerji üretmeye başladığı için su da akmaya başladı. Aradan bir hafta geçmesine rağmen fidanlar hiç sulanmamış gibi dipleri kuruydu. Toprak çok su çekiyordu.

12 Temmuz 2025 Cumartesi ; Biz Kuvvacı arkadaşlarla her yıl Gaziantep’te olanlarla, Gaziantep’e göre il dışı ve Türkiye’ye göre yurtdışından yaz döneminde gelenlerle yıllardır düzenli olarak bir araya geliriz. Burç Göleti çevresinde toplanırdık. Bu yıl da Kavaklık’ta toplanmaya karar verdik. Kavaklık Ayıntap’ın çok bilinen ve ili ikiye bölen Alleben Deresi’nin iki yanında yer almaktadır. İlin tam ortasında ince uzun yeşillik bir alandır. Uzun kavak, söğüt ve sakız ağaçları bulunmaktadır. 20 kişi olduk. İmece usulü hazırlık yaptık. Tava hazırlattık. Gece yarısına kadar oturduk ve dağıldık.

13 Temmuz 2025 Pazar günü ikindi Silifke Öğretmenevine ulaştım. Etkinliği sordum burada değilmiş. Akşam Taşucu Öğretmenevine geçtim. Odama çantalarımı yerleştirdim. Çay içmek için aşağıya indim. Akdeniz’in akşam dalgaları oturduğumuz mekanın altındaki kayalıklara çarpıp geri dönüyordu. Çünkü kıyıdan içeri doğru suyun içine demir dikmeler koymuşlar, üzerine de kahve–çay bölümü yapmışlardı. Ertesi sabah görevimiz başladı. ABİDE (Akademik Becerileri İnceleme ve Değerlendirme) görevi vermişlerdi. 18 Temmuz 2025 Cuma günü öğle yemeğinden sonra Taşucu’ndan ayrıldım. Silifke içinde biraz gezdim, Silifke Kalesi’ne çıktım. Mersin, Adana ve Osmaniye illerini dolaşarak Gaziantep’e ulaştım.

22 Temmuz 2025 Salı ; Suladığımız zeytin fidanlarını inceledim. 20 gün önce canına yetiştiğimiz zeytinlerin sararması durmuş, görüntü biraz yeşile kaymıştı. Bu durum beni çok sevindirdi. Sadece 2-3 tanesinin durumu iç açıcı değildi. Dikkatlice takip ediyordum. İncirler de öyleydi. İki dut fidanına ayrı önem veriyordum. Çünkü dağın bu bölgesinde hiç dut ağacı yoktu. İlk yetiştiren ben olmak istiyordum.

25 Temmuz 2025 Cuma ; günü Kuyubaşı adlı tarladayım. Bu tarlanın diğer adı Çağşek’tir. Köyden 150 metre kadar batıda içinde zeytin ve sakız (fıstık fidanı) dikili tarladır. Atamdan anama, anamdan bana kalan bu tarlaya 2016 yılından beri belli aralıklarla dikim yapıyoruz. İki yıldır sakız fidanlarına fıstık aşısı yapıyoruz. Ben de Mayıs – Haziran aylarında yapılmış aşıların ne oranda tuttuğuna ve etrafındaki fazladan çıkan filizlere bakıyorum. Aşının ( kalemin) gücünü paylaştığı için onları elimle koparıyorum. Biraz kalınlaşmış olanları da bağ makası ile kesiyorum. Öğle olunca Cuma namazına gideyim dedim. Camide imam yoktu. Camide kimse de yoktu. Meğer köylüler biliyorlarmış. Dağ köyünden Gemrik’ten bir yakınım da (Süleymen Çapar) Cuma namazına gelmişti. Onun traktörüyle başka komşu köylerden Aşağı Tandırcık’a gittik.Bu köy anamın babasının köyüdür. Hepsi ondan töremiştir. Ucu ucuna yetiştik. Namaz sonrası cami bahçesinde aşure yedik. Yakınlarımızla biraz süre sohbet ettik ve köyümüze döndük. Ben biraz dinlendikten sora tarlaya tekrar gittim. Gün boyunca tarlada çalıştım. İşi bitiremedim.

Akşam olunca değişiklik olsun diye tarlada kaldım. Biraz eğimli ve köye yakın olduğu için sokak lambalarının ışıkları bulunduğum yeri yarı aydınlık yapıyordu. Zaten bir süre sonra da Ay görünmüştü. Tarlanın ortasında, çalılık ve otluk bölgeye uzak bir zeminde toprağı ayaklarımla düzelttim. Bir tane taş buldum. Onun üstüne iki ayakkabımı koyup yastık yaptım. Üstüme de ince çarşaf gibi bir bez aldım. Öylece yattım. Bizim oralarda güvenlik sorunu olmazdı, köye yakın olduğu için yabani hayvanlar pek gelmezdi. Ancak yine de tedirgin yattım. Geceleyin iki üç kez uyanıp, oturdum ve etrafı iyice inceledim. Sabah hava aydınlanınca biraz rahat yatmıştım. Fakat bu da çok sürmedi. Çünkü bir süre sonra Güneş üstüme doğdu. Zaten temiz havada uykumu almıştım. Ayrıca uykucu değilim ben. Kalktım dağdanı ağacının dibine oturdum. Bu ağaç, dibinde benim çocukluğumun geçtiği ağaçtır.

1 Ağustos 2025 Cuma ; 2014 yılında korunması gereken tarihi eserler listesine aldırmış olduğum Hacı Ömer Suluğu’nın imardan dolayı tehlikede olduğunu öğrenince, fiziksel olarak korunması için Şehitkamil belediyesine dilekçe verdim. Ömer Ağa hacca giderken bu suluğu kervan yolu üzerine hayır olsun diye yaptırmış Haccını yapıp gelince Hacı adını da almış ve Hacı Ömer Ağa denilmiş. Benim babamın dedesinin dedesidir. Onun torunu olarak eserine sahip çıkmak görevimdir.

2 Ağustos 2025 Cumartesi günüydü. Fidanları 3.kez suluyoruz. Bu sefer yanımızda Orhan ağabey yanında oğlu (yeğenim) Eyüp’te vardı. O bize semaverde közde çay yapacaktı ve öğle yemeği hazırlayacaktı. Ateşe közleme de atacaktı. Sadece büyük hortuma çalı veya kaya atlatırken yardım istiyordum. Gelip yardım edip geri gidiyordu. Büyük fıstık ağacının dibini mesken tutmuştu. Hemen kenarındaki ocağa ateş yakmıştı. O işini yapadursun biz de sulamaya devam ediyorduk. Bu gün hava yine çok sıcaktı. Saatte bir acı payamların dibine gidip çömeliyordum. Kafamı dalın gölgesinde tutuyordum. Bazen bir kertenkele yavrusu bacağıma sürtünerek kaçıp gidiyordu, bazen çekirge üstüme sıçrıyordu. Ben yılan olmadığına şükrediyordum. Bu arada boş durmuyordum. Çok küçük olsa da kurumuş acı payamları dalından koparıyor taşla kırıp küçüçük içini ağzıma atıyordum. Bu sefer de susuyordum. Hemen su içiyordum. Rençberliğin ne kadar zor olduğunu bir kere daha hissediyordum. Bu arada köylülerden bizim dağda olduğumuzu ve yerimizi öğrenip bizi ziyarete gelenlerle toprak üstüne oturup çayımızı içtik. Ayakkabılarımı çıkardım sürgün toprağın içine yalın ayaklarımı gömdüm. Vücutumun gerilimini iyice toprakladım. Yani elektronları toprağa aktardım. Sinir yükümü yere boşalttım. Biraz rahatladım. Ağacın dibine toprağın üstüne serildim yattım.Yanımdakilerden hoş görmelerini istedim. İstanbul’da bu imkanı bulamıyorum dedim. Onlar da güldüler bana. Hiç aldırmadım. Ben toprağın tadını çıkarmaya çalıştım. Neredeyse bir at gibi belendim. Sağım solum toprak, ot doldu. Böylece yine öğle oldu. Közlemeler de iyice soldu. Yedik, doyduk. İşe koyulduk. Zar zor olsa da ikindi zamanı sular kesilmeden sulama işini bitirdik. Zamanı yine iyi değerlendirdik. İki gün sonra kazmalanması gerekiyordu. Bizim ilde, bizim köyde yazları yaşantımız böyle sürüp gidiyordu. Ülkemin bazı yerlerinde bitkiler çok olay yetişirken, bizim bölgemizde bir fidanı toprağa diktiğimizde canlı kalması için verdiğimiz mücadele böyle olmaktadır.

 

4 Ağustos 2025 Pazartesi ; İstanbul Küçükçekmece Sefaköy Anadolu Lisesi’nden mezun öğrencim Dilara Şen Gaziantep Üniversitesi Hukuk Fakültesini kazanmış. Okuluna kayıt yaptırmaya gelmiş. Ancak not çizelgesinden iki dönem notları eksik kalmış. Doğal olarak evrak eksik olunca okuldaki öğrenci işlerindeki görevli memurlar kayıt yapamayız demişler. Dilara ‘da okuldan kimlere ulaşabilirim diye düşünürken ben aklına gelmişim. Beni aradı ve durumu bildirdi. Yaz tatilinden dolayı benim de Gaziantep’te olduğumu söyledim. Bu sefer okuldan kime ulaşırım diye ben düşünmeye başladım. Aklıma Tarih öğretmeni ve müdür yardımcısı yardımsever Filiz Topçu Hanım geldi. Aradım, durumu açıkladım ve aralarında iletişimi sağladım. Ben de Yeşilkent mezarlığındaydım, bir arkadaşımın anası vefat etmişti. Namaz bitirip okul ana giriş kapısına yaklaştığımda Dilara’yı aradım. Onlar da anası ve babası ile çıkış yapmışlar. Zamanlama çok iyi oldu. Okulun yazısı yani Gaziantep Ünversitesi yazısı görünecek şekilde yoldan geçen birisine Dörtlü fotoğraf çektirdik.Bu fotoğafı instegramda paylaştım. (Daha sonraları görüntüleme sayısı 100 bin sayısını aşan ilk görselim oldu.) Karşıdaki kahve yerlerinde onlara birer kahve ısmarladım.Anılarımızı konuştuk. Dilara’yı emanet edeceğim ve üniversite içinde yönetici konumunda olan ve bizim akrabaların gelini bir hanımın (Pınar Avaşaroplu Çiftçi Hanım’ın) bilgilerini verdim. İstediği zaman uğrayacağı ve desteğe ihtiyacı olduğunda yardım edecek birisiydi. Sonra onlar dönüş için ayrıldılar. Ben döner dönmez liseden arkadaşım Cuma Erol ile karşılaştım. Onunla bahçe de kürsülerde oturup çay içtik. Uzun uzun konuştuk. Akşam oldu ayrıldık.

11 Ağustos 2025 Pazartesi

 

Yine tarladayım. İkindi zamanı köyün hemen batısındaki Çağşek (Kuyubaşı) tarlasına gittim. Tarlanın ortasındaki dağdancık ağacının dibine vardım. Benim çocukuluğum burada geçmişti. Oğlak ve kuzuları sabahları otlatıp, kuşluk vakti kuyuda suladıktan sonra,öğle sıcağında bu ağacın dibinde yatırırdık. İkindi serinliğinde de tekrar otlatmaya götürürdük. Gün batıncaya kadar bu ağacın dibinde oturdum. Bazen de tarlada sakız şetilleri (fıstık fideleri) arasında dolaştım. Akşam olunca, domates salatalık, yeşil Antep biberi  ile dürüm yapıp yedim. Kuru soğanlardan bir tanesini dört parçaya ayırdım ve dört yanıma bıraktım. Onun kokusuna zararlı hayvanlar gelmezmiş. Bizim buralarda akrep, kırkayak ve yılan çok olur. Onların hepsi de zehirli ve öldürücüdür. Köyün sokak lambalarının bazıları bulunduğum bölgeyi kısmen de oılsa aydınlatıyordu. Gece de biraz dolaştıktan sonra, dağdanı ağacının dibine tekrar geldim. Birm yeri ayaklarımla düzelttim.Otları koparıp kenara attım. Başımın altına bir taş ayarladım.Üzerine ayakkabımı koyarak kendime yastık yaptım.Toprağa sırtüstü serilip yattım. Gökyzüünde ay ve yıldızlar vardı. Gözüm Çoban Yıldız’nı aradı. Sağ yanımda yukarılarda ışıldıyordu. Aklıma Uzay Bilimleri dersi geldi. Öğrencilere kuzeyi gösteriyor diye anlatıyordum. Öğrencilerimi özlediğimi hissettim. Gaziantep’in yarıkurak iklimi ve havası güzeldi. Lakin İstanbul’da güzeldi. Üstelik orada benim nice can öğrencilerim vardı. Onlarla sanalda bağlantı kurmak için haftada bir paylaşım yapıyordum.  Beğenenlere bakıyordum. Onlarla oradan dolaylı ve sessiz konuştuğumu varsayıyordum. Böyle düşünerek dalmışım. Gözlerimi açtığımda uykumu almış, vücudumun toprakla temasından dolayı rahatlamış olduğunu farkettim. Saate baktım kidaha 03.27 temiz havada az uyku yetmişti. Ay kaybolmuştu. Tan yeri yavaş yavaş aydınlanıyordu. Ben üşümüştüm. Doğruldum, biraz oturdum. Sonra tekrar uzandım.Güneş doğup üzerime gelince kalkıp ağacın gölge yerine gittim. Ağaca sırtımı verip, hem ruhen hem bedene dinlenmiş olmanın dinginliğini yaşadım.

 

23 Ağustos 2025 Cumartesi ; Tilki Kayası denilen fıstık tarlasında fıstık sıyırmak için toplandık. Bu bölgeye Büyükdere mevkide denilmktedir. Bağ, incir zeytin fidanları dikmiş olduğumuz yerin yakınında yer almaktadır. Üstten genel görünüşü düzlük olmasına rağmen, ayrıntıda tarla, fıstık ağaçları ve meşegiller, taşlık ve kayalık bir zemini vardır. Tarlanın sınırından biraz güneye gidildiğinde Büyükdere Vadisinin uçurumunun kenarına varılır. Burası aşağı doğu dik kayalıktan oluşmaktadır. Yaklaşık 100 metre derinliğe sahiptir. Dere kenarında üstten görünmeyen bir ev büyüklüğünde bir mağara vardır. Biz çocuklar burada oğlak yayarken, kayalığın yüzeyinden yukarı ilk çıkacak diye yarışma başlatırdık. Kayalık sarp olmasına rağmen hepimiz de  tepeye çıkmayı başarırdık. Ben de iyi tırmananlar arasında olurdum. Mağara sadece bu tarafta yoktu. Derenin karşı tarafında yüksek ve bıçakla dümdüz kesilmiş gibi duran kayalığın içinde iki mağara vardı. Birisi kilometrelerce uzaktan görüşlmekteydi. Buna Çetinkaya Mağarası denilmekteydi. Bu mağara batı taraftaydı. Bir de doğu tarafta düzlüğe doğru gidildikçe dere kenarına ve tarlalara yaklaşıldıkça bir oda büyüklüğünde bir mağara vardı.Buna da Bireli Mağara derdik. Dere yatağı çok genişti. Dikensiz, küçük düz yapraklı bir bitki türü olan çok sık bir şekilde bodur hayıt bitkisi vardı. O kadar sıktı ki, dere karşısına geçmek için arasından zorla sıkışarak kendimize yol açıyorduk. Vadi yamaçları iç içe girmiş palamut, zindiyan, tesbi, yaban kirazı, yaban armudu, yaban inciri, acı payam, alıç, menengiç vb. mevcuttu. Dere kenarlarında sürülebilir yerlerde atalarım tarafından aşılanmış ve korunmuş fıstık ağaçları sıralanmaktaydı.

Orhan ağabey, oğlu Eyüp ve ben Tilki Kayası tarlasının içine geldik. Hazırlıklarımızı yaptık.

Çeltikli olarak Sekiz torba fıstık geldi. Onu sergiye koyduk. Bu günden sonra ben yavaş yavaş İstanbul’a dönüş hazırlıklarına başladım. Her Gaziantepli’nin yaptığı gibi. Antep peyniri (Mahmatlı türü), bazı kurutluklar, domates ve biber salçaları hazırlattım. Antep tarhanasını da Kasım ara tatilinde almaya karar verdim. 28 Ağustos 2025  Perşembe günü 18.30’da Gaziantep’ten hareket ettim. Ertesi gün 08.15’te Esenler – Bayrampaşa otogarına ve 09.59’da Küçükçekmece’de evime ulaştım. Bu yaz tatilini de böyle değerlendirmiş oldum.


NAFİ ÇAĞLAR
SAL Fizik Başöğretmeni
(Uzay Bilimleri Uzman Öğretmeni)

 

 

SAL ZAMANI ÖYKÜLERİ

 

 

Kader Hasret EĞİLMEZ

2010 yılında İstanbul'da doğdu.2020 yılında mareşal fevzi çakmak ilkokulunu bitirdi.2021-2023 yılları arasında Mareşal Fevzi Çakmak Ortaokulunda okudu.2024 yılında Mareşal Fevzi Çakmak Ortaokulunu bitirdi.2024 yılı eylül ayında Sefaköy Anadolu Lisesine kayıt yaptırdı.Makedon göçmenidir.Edirne Uzunköprü’de doğmuştur.Özel zevkleri arasında şarkı dinlemek,söylemek,kitap okumak ve şiir yazmak vardır.Okulunda öğretmenlerini ve arkadaşlarını seviyor

 

 

BAVULSUZ YOLCULUK

20 Haziran, son kez İstiklal Marşı’nı okuduk ve dağıldık. Kiminiz bavulunu hazırlamaya gitti, kiminiz denizin yolunu tuttu. Benimse bavulum hiç toplanmadı. Aslında bir bavulum bile yok. Çünkü gidecek bir yerim yoktu.
Hayatım boyunca annesi çalışan, annesi çalıştığı için evde ona yardım eden, kardeşiyle ilgilenen bir kız oldum. Yanlış anlaşılmasın, bundan çekinmiyorum. Napalım, bazılarımıza yolculuk düşüyor, bazılarımıza sorumluluk.
Genelde hep evde kalmayı tercih ederim. Bir sürü film izlerim, şarkı dinlerim… Hatta aramızda kalsın, bazen kendi kendime dans eder, konserler bile veririm. Sıkılmam yani evde.
Ama dışarıda o kadar çok gezilecek, görülecek yer; tanışılacak insan varken, altı kare ve iki pencereden oluşan bir odada sıkışıp kalmak beni hem üzüyor hem de korkutuyordu. Bir gün yine bunları düşünürken dedim ki:
“Evet, bütün arkadaşlarım tatilde ama onlar yoksa bile kendim varım. Tek başıma da gezip görebilirim.”
Cesaretimi toplayıp anneme sordum:
— Tek başıma çıkabilir miyim?
İyi niyetle söylediğini düşünüyorum ama bana şu cevabı verdi:
— Kız başına ne yapacaksın koca İstanbul’da, saçmalama.
Klasik Türkiye şartları işte… Ama ne vardı ki kız başımda? Hakkımız yok mu sokaklara adım atmaya? İlla erkek mi olmalıydım görmek için denizleri, sahaflara girip başkalarının izini taşıyan kitaplara bakmak için… Ya da en azından, sadece yaşamak için?
Anneme bir şey diyemedim. Başımı önüme eğip odama çekildim. Ama içimde bir şeyler kıpırdıyordu. Yıllardır hep başkalarının gölgesinde yaşamıştım. Okula git-gel, kardeşimle ilgilen, anneme yardım et… Peki ya ben? Ben kimdim? Ne istiyordum?
gece uyuyamadım. Tavana bakıp durdum. İçimdeki ses fısıldıyordu:
“Çıkmalısın. Görmelisin. En azından kendi gözlerinle bir kere.”
Aslında hiç çıkıp görmemiş değildim şehri ama hep üstten, hep herkesin yaptığı gibi… Kadıköy’de vapura binmek, güzel bir mekânda yemek yemek, o kalabalık sokaklarda gezmek… Ama ben bunu istemiyordum. Ben insanların anılarını biriktirdiği o ara sokakları istiyordum. Bir kitapçıya girip rafların arasında kaybolmak, sokakta takı satan teyzenin hikâyesini dinlemek, başkalarının eli değmiş eserleri görmek istiyordum.
Ertesi gün sabah erkenden kalktım. Annem işe gitmişti, kardeşim uyuyordu. Pencereyi açtım; dışarıda martıların sesi vardı. O an bir karar verdim: Bugün dışarı çıkacaktım ama her zamanki gibi değil.
Kardeşimi arkadaşına gönderdim; içim biraz daha rahattı artık. Yanıma küçük bir çanta aldım. İçine sadece kulaklığımı, bir kitap ve biraz para koydum. İlk durağım nereye olacaktı bilmiyordum ama yola çıkmanın kendisi yeterince heyecan vericiydi.
Otobüse bindim, kulaklığımı taktım. Camdan dışarı bakarken hayatın aslında nasıl aktığını fark ettim. İnsanlar koşuşturuyor, dükkânlar açılıyor, yaşlılar bankta oturuyordu. Bu küçük detaylar bile önemliydi benim için. Peki onlar için de öyle miydi? İnsanlar, o koşuşturmalı, zor hayatlarında buna vakit bulabiliyor muydu?
Kafamı otobüsün içine çevirdim. İşe giden insanlar… Hepsi yorgun, uykusuzdu. Bu sesli yolda giderken bir saat bile olsa uyumaya çalışıyorlardı. Suratlarında aynı gerginlik asılıydı. Müziğin sesini yükselterek düşüncelerimi bastırdım ve ben de onlar gibi gözlerimi kapattım. Belki onlar da böyle bastırıyordu düşüncelerini.
Kendimi bir sahafın önünde buldum. Raflarda sararmış kitaplar, eski dergiler vardı. Toz kokusu burnuma doldu. Parmaklarım sayfaları çevirirken, sanki başka hayatların kapılarını aralıyordum.
Ben her zaman insanları merak eden biri oldum. Bu yüzden bir yazarın kitabını okumadan önce onun biyografisini okur, bir kitap alacaksam hep ikinci el tercih ederim; galiba bu şekilde kitaplarla daha iyi bağ kurabiliyorum.
Kendi kendime bunları düşünürken yaşlı bir adam bana baktı ve gülümsedi. Üzerinde kahverengi bir pantolon, bej bir gömlek vardı. Sakalları da, saçları da bembeyazdı. Yüzündeki kırışıklıklara dikkat kesildim. Yaşlıların bu özelliği hep hoşuma gitmiştir; sanki geçen yılların deneyimi tek tek çizik atıvermiş de suratlarına iz bırakmış gibiydi.
— İlk defa mı geliyorsun? dedi.
Kafamı salladım.
— Kitaplar, insanın en iyi yol arkadaşıdır. Onlar sana bavul bile olmadan yolculuk ettirir.
Sözleri içime işledi. Demek ki yalnız değildim, sadece yol arkadaşlarım farklıydı.
Sahaflardan çıktıktan sonra yürümeye devam ettim. Bir anda deniz kokusu burnuma çarptı. Kıyıya doğru yöneldim. Karşımda masmavi bir manzara uzanıyordu. Dalgalar kıyıya vuruyor, martılar sürü halinde toplanmış çığlık atıyordu. O an etraftaki insan kalabalığını onlara benzettim; sürü halinde çığlık atıyorlardı ama sessiz bir çığlıktı onlarınki yüzündeki yorgunluktaydı hepsinin çığlığı.
Bir banka oturdum. Tam kulaklığımı takacakken, yanıma elinde eskimiş bir defter olan genç bir kadın oturdu. dikkatimi çekti şiir gibiydi yüzü duruydu kıyafetleri düzenli saçlarıda bi o kadar güzeldi.Defterin sayfalarını çeviriyor, arada kafasını kaldırıp denize bakıyordu.
Merakla sordum:
— Ne yazıyorsunuz?
Gülümsedi.
— İnsan bazen sadece denizi kâğıda sığdırmaya çalışır, dedi. Ama deniz öyle büyük ki sığmaz, hep taşar. İnsan da öyle değil mi? Hep sığdırmaya çalışır kendini bir yerlere; bazen bir kalbe, bazen bir şehre… ama hep taşar.
Sustu, sonra bana döndü:
— Belki de taşmalı gerçekten. Taşmazsa eğer, gidecek başka bir yeri olduğunu öğrenemezsin.
Sözleri içime işledi. Evet, haklıydı; buraya gelmemin sebebi de taşmamdı zaten.
Belki de gerçek yolculuk, insanın kendine sığamadığını fark ettiği anda başlıyordu.
Kulaklığımı takıp kadına bir kez daha baktım. Defterinin sayfalarına eğilmiş, kalemiyle denizi yakalamaya çalışıyordu. Onu izlerken düşündüm: Dünyada hâlâ böyle derin düşünebilen insanların olması ne kadar güzeldi. Çoğu insan telaşla yürüyüp giderken, o bir bankta oturup denizi kâğıda taşırıyordu. Belki de bu yüzden değerliydi; çünkü herkesin sırf story atmak için gelip gördüğü bir manzarayı, o kelimelere dönüştürüyordu.
Yanımda böyle bir insanın varlığı bana umut verdi. Belki de biz, birbirini hiç tanımayan ama aynı dalganın kıyısında duran yolculuk arkadaşıydık. Onun defterine düşen kelimelerle, benim zihnimde büyüyen düşünceler aynı denize akıyordu. Ve bu düşünce bana gösterdi ki, insan yalnız hissetse bile aslında asla tek başına değildi.
Gün boyu yürüdüm, yeni sokaklar gördüm, yeni tatlar denedim. Yorulmuştum ama içimde tarifsiz bir huzur vardı. Eve döndüğümde kapının önünde ayakkabılarımı çıkarırken, içeriden annemin sesi geldi:
— Geldin mi? Nerelerdeydin sen bütün gün?
Bir an duraksadım. İçimde koca bir günün bütün sahneleri dolaştı: sahafın toz kokusu, denizin mavisi, yabancı bir kadının sözleri, kendi içime sığmayışım… Yalan söylemek istemedim. Yutkundum, sonra gülümsedim.
— Ben… biraz yürüdüm anne, dedim. Şehri gördüm, insanları gördüm. Sanırım kendimi de gördüm.
Annem bana baktı, önce kaşlarını çattı sanki kızacakmış gibi… Sonra yüzünde hafif bir yumuşama oldu.
— Kendini görmek mi? dedi hafif alayla ama merak da ediyordu.
— Evet, dedim. Bugün sadece İstanbul’un değil, kendi aklımın sokaklarında da yürüdüm. Her adımda kendimi keşfettim. Bugün bir kez de olsa kendim için bir şeyler yapmak istedim.
Bir süre sustu. Sonra iç çekti, sandalyesine oturdu.
— Bilmezsin… dedi. İnsan anne olunca korkuyor işte. Kızım tek başına dışarıda olunca başına bir şey gelir mi diye… Ama kızmadım, sevindim. Farklı görünüyorsun; iyi bir farklılık.
İçimde bir sıcaklık yayıldı. O gün anladım ki bavulum yoktu belki ama yolculuğum vardı. Ve bu yolculuk başka şehirlerde değil, önce kendi içimde başlıyordu. İnsan bazen kendine sığmamaya başlayınca anlıyordu zaten: Asıl seyahat, insanın kendi kalbine attığı ilk adımdı.
Ne demiş H.D. Thoreau “Ancak kaybolduğumuzda kendimizi aramaya başlarız”

Kader Hasret EĞİLMEZ

10 - H / 702

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Nisa ARSLAN

2011 yılında 22 Kasım’da İstanbul’da doğdu. Memleketi Bitlis Yako’dır.2021 yılında Arif Nihat Asya ilkokulunu 2025 yılında Arif Nihat Asya ortaokulunu bitirdi. 2025 yılı Eylül ayında Sefaköy Anadolu lisesine kayıt yaptırdı. Özel zevkleri arasında gezmek, dizi izlemek’de vardır. Tiyatro oyuncusudur. Okulunda hocalarını ve arkadaşlarını sevmektedir.

YAZ TATİLİNDE DRON YARIŞI

Okulun son zili çaldıgında sınıfta tam bir kaos vardı. Arkadaşlar birbirine su fırlatıyor, bagırıyor ve kahkahalar atıyordu. Ben, Yigit Efe, arka sırada çantamı toplarken hem heyecanlı hem de biraz buruk hissediyordum. Çunku yaz tatili demek benim için hem eglence hem de mahalledeki arkadaşlarla macera demekti. Annem ve babamı kuçuk yaşta kaybetmiştim; bu yuzden her yaz tatilimi anneannem ve teyzemle geçirirdim. Mahallemiz oldukça guzeldi; bakkal, manav ve marketçi herkes bizi tanır ve severdi. Bu yaz ise çok ozel bir heyecan vardı: mahallede bir dron yarışı duzenlenecekti. Ertesi sabah, anneannem ve teyzemle birlikte gune başladık. Hava mis gibiydi; kuşlar cıvıldıyor, guneş ışıkları agaçların arasından suzuluyordu. Bahçeye adım attıgımda anneannem elinde merdane ile karşıladı beni, teyzem de telefonu ile hazırlıklarımızı kayda alıyordu. “Ayy Efe, boyun uzamış!” dedi anneannem.Teyzem gulerek, “Bu yaz sana teknoloji koşesi kuracagız,” dedi. Guluştuk.O sırada Bilge ve Bilgin koşarak geldiler:“Yigittt! Merhaba!” diye bagırdılar. “Ali nerede?” dedim. “O da birazdan gelir,” dediler. Ali gelene kadar, Bilge ve Bilgin bana yeni dron motorlarını gosterdiler. “Bunlarla havada akrobatik hareketler yapabiliriz,” dedi Bilge gururla.Ben de heyecanla izledim, “Tamam, o zaman denemelere başlayalım!” dedim.Ali geldiginde hepimiz bahçede toplandık. Ali’nin yuzunde her zaman oldugu gibi komik bir gulumseme vardı ve elinde bir suru renkli bant ve mini pervane getirmişti. “Hazır mıyız çocuklar?” diye sordu. Elif o sırada mahallenin diger ucundan geliyordu. Ailesiyle yaz tatili için mahallemize taşınmıştı. “Merhaba, ben Elif!” dedi. Ilk başta biraz utangaçtı ama kısa surede aramıza karıştı.Dron yarışına hazırlıklar gunlerce surdu. Bahçemizi adeta bir atolye haline getirdik. Bilge plan çizdi, Bilgin motorları soktu ve kabloları kontrol etti, Ali malzemeleri getirdi, Elif tasarım ve suslemeyi ustlendi, ben de motor ve denge ayarlarını yapıyordum. Bir gun Bilgin kabloları ters bagladı ve kuçuk bir kıvılcım çıktı. Hepimiz panikledik ama kısa surede gulduk. Ali, “Korkmayın, biz bir ekibiz!” dedi. Komik bir şekilde dronun duşmesini izlerken hepimiz kahkahalar atıyorduk.Gunler geçtikçe hazırlıklar ilerledi. Her sabah kahvaltıdan sonra bahçeye koşuyor, akşama kadar dronlarla ugraşıyorduk. Bir yandan birbirimize takılıyor, bir yandan ciddi bir şekilde yarış için çalışıyorduk.Mahalledeki herkes bizi izliyor, “Yigit Efe, Ali, Bilge ve Bilgin yine iş başında,” diyordu. Elif de yanımıza gelerek dronları deniyor, “Bunu deneyeyim mi?” diyordu. Hepimiz birbirimize guluyor, komik kazalar yapıyorduk.Bir gun Ali dron motorunu ters bagladı ve dron bahçenin bir ucundan diger ucuna uçarak çitin uzerine kondu. Hepimiz kahkaha attık, ama dron zarar gormemişti. Bir sabah hepimiz mahallede yeni bir maceraya atılmaya karar verdik. Dron yarışını biraz daha heyecanlı yapmak için engelli bir parkur kurduk. Agaçlar arasından geçecek, kuçuk çukurlardan sıçrayacak ve bitiş çizgisine ulaşacaktı.Bilge ve Bilgin engelleri kurarken Ali yanlışlıkla komşunun bahçesine dron fırlattı. Komşu amca bagırdı: “Bu da ne şimdi?” Biz ise gulmekten yerlere yattık. Elif dronları toplamak için koştu, ben de ona yardım ettim. Bu sırada mahalledeki diger çocuklar da bize katıldı ve hep birlikte parkuru test ettik.Bir başka gun Ali’nin aklına çılgın bir fikir geldi: dronları sabahın erken saatlerinde gizlice mahallede uçurmak! Hepimiz kabul ettik ama işler bekledigimiz gibi gitmedi. Dronlardan biri çamaşır ipine takıldı,bir digeri çatıya çarptı, Bilge ve Bilgin birbirine çarpınca yere duştu. O kadar çok gulduk ki, mahalleli bile bizi izlerken kahkahalara boguldu.Bir gun dronları dere kenarında uçurmak istedik. Ancak Bilgin yanlışlıkla dronu suya duşurdu! Ali hemen suya atladı, ben de ona yardım ettim. Elif ve Bilge kenardan bagırıyor, “Çabuk yakala!” diye sesleniyordu. Sonunda dronu kurtardık; ıslak ama mutlu bir şekilde eve donduk. Mahalleli bizi gorunce hep birlikte alkışladı.Sonunda buyuk gun geldi. Mahallede herkes toplandı. Çocuklar ve aileleri, komşular, marketçiler,bakkalcılar ve manavlar hepsi yarış alanını doldurdu. Muhtar Kemal Amca megafonla bagırdı: “Hazır olun! Buyuk dron yarışı başlıyor!”Hepimiz sıraya geçtik. Kalbim deli gibi atıyordu. “Uç, iki, bir . başla!” Pervaneler dönmeye başladı. Dronlar gokyuzune fırladı. Bizim dron hafif sallandı ama Elif’in yonlendirmesiyle dengeye geldi. Ali’nin dronu çok hızlı çıktı ama agaca çarptı. Bilge’nin dronu donup durdu, Bilgin ise yanlış dugmeye basınca kendi etrafında dondu. Yarış boyunca hem ciddi hem komik olaylar oldu. Sonunda muhtar bagırdı: “KAZANAN BELLI! Yigit Efe ve arkadaşlarının Kartal dronu!”Herkes alkışladı. Anneannem sevinçle, “Benim torunum işte!” diye bagırdı. Teyzem videoya çekiyordu. Ali bize sarıldı: “Bu sefer siz kazandınız ama seneye goreceksiniz!” dedi. Guluştuk. Akşam bahçede hep birlikte yemek yedik. Anneannem kirazlı kek yapmış, teyzem limonata getirmişti.O gece herkes dagıldıktan sonra dronu son kez uçurdum. Gokyuzune dogru suzulurken içimi tarifsiz bir mutluluk kapladı. Bu yaz tatili boyunca her gunumuz farklı bir kahkaha ve surprizle doluydu. Anneannem ve teyzemle geçirdigim sabahlar, kekler, limonatalar… Hepsi ayrı bir huzur kaynagıydı.Mahallede arkadaşlarımla top oynamak, bisiklete binmek ve dronlarla denemeler yapmak bana hem ozguven hem de sorumluluk kazandırmıştı. Bilge ve Bilgin’in şakaları, Ali’nin komik kazaları ve Elif’in sabırlı yonlendirmeleri bana ekip olmanın onemini gosterdi. Bu yaz tatili bana sabrı, dayanışmayı ve paylaşmanın degerini ogretti.Gece gokyuzundeki dron ışıgını izlerken içimden “Ne kadar da guzel geçti bu yaz,” dedim. Bir gun buyuyup başka yerlere gitsem bile bu mahalleyi, o yarış alanını, teyzemin limonatasını, anneannemin kahkahasını ve arkadaşlarımı hep hatırlayacagım. Çunku bazen bir yaz tatili, insanın çocuklugunun en parlak yıldızıdır.

Nisa ARSLAN

9 - B / 1182

 

 


Öykü DEMİREL

2011 yılında İstanbul ’da doğdu. Memleketi Amasya’dır. 2021 yılında Gültepe ilkokulunu 2025 yılında Gazeteciler Cemiyeti ortaokulunu bitirdi. 2025 yılı Eylül ayında Sefaköy Anadolu lisesine kayıt yaptırdı. Özel zevkleri arasında gezmek,müzik dinlemek vardır. Tiyatro oyuncusudur. Okulunda hocalarını ve arkadaşlarını sevmektedir

YAZ TATİLİM

Havalar artık iyice ısınmıştı. Karnemizi almış, okulların bitmesiyle birlikte beklediğimiz yaz tatili sonunda gelmişti. Güneş yakıcı bir hale gelmişti; sadece ülkeyi değil, sanki kalplerimizi de ısıtıyor, içimizi ferahlatıyordu. Yazın güzel geçeceği her hâlinden belliydi. Uzun, yorucu ve soğuk bir kış mevsiminin ardından bu tatil adeta bir ödül gibiydi.
Evde oturmak, dört duvar arasında kalmak kulağa hiç hoş gelmiyordu. Zaten öyle olsaydı, anlatacak bunca güzel anım da olmazdı. Ailece gezmeyi çok severiz; daha okullar kapanmadan gezilecek yerler listemiz kabardıkça kabardı. O kadar uzun ve karışık bir listeydi ki, neredeyse ramazandaki pide kuyruğunu andırıyordu
Listenin en başında her sene olduğu gibi yine Amasya vardı. Ben Amasyalıyım; bu şehir benim için sadece bir yer değil, aynı zamanda bir parçam.
Amasya tarihiyle, doğal güzellikleriyle, yemekleriyle ve insanıyla bambaşka bir şehir. Oraya her gidişimde sanki yıllardır orada yaşıyormuşum gibi hissediyorum. Hem turistleriyle hem halkıyla sıcacık bir yer. Bu sene de ailemle birlikte, her zamanki gibi Amasya’ya gittik. Ancak bu kez yanımızda ailemin eski arkadaşları da vardı. Onların da bu güzel şehri tanımasını istedik.
Amasya’ya vardığımızda ilk durağımız Kral Kaya Mezarları oldu. Bu görkemli mezarlara gidebilmek için uzun ve dik bir yolu tırmanmak gerekiyor. Eğer yaşlı biriyseniz ya da nefes darlığınız varsa çıkmanız pek kolay değil. O yüzden yola çıkmadan önce biraz ısınmak ve dikkatli olmak gerekiyor. Biz sabah erkenden yola çıktık çünkü öğleden sonra buralar tıklım tıklım doluyor, iğne atsan yere düşmüyor. Tepedeki manzara ise tüm yorgunluğumuzu unutturdu. Şehrin üstünde süzülen serin rüzgâr, Yeşilırmak’ın parıltısı ve dağların sessizliği insanın içini huzurla dolduruyordu.
Sonraki durağımız Aynalı Mağara’ydı. Kral Kaya Mezarları’nın hemen yakınında bulunan bu mağara, hem gizemli hem büyüleyiciydi. Rivayete göre burada bir kralın çok güzel bir kızı yaşarmış. Kız o kadar güzelmiş ki, ona bakan herkes büyülenirmiş. Bu yüzden kimseyle evlenememiş. Babası sonunda bir şart koymuş:
“Kızımın gözlerine bakıp da etkilenmeyen kişiyle onu evlendireceğim.” Birçok kişi şansını denemiş ama hiçbiri başarılı olamamış. Sadece bir kişi bu güzelliğe dayanabilmiş. İşte o günden sonra mağaraya “Aynalı Mağara” denmiş, çünkü kızla görüşmeye gelen kişiler onu ancak bir aynadan görebiliyormuş. Bu hikâyeyi yerinde dinlemek, sanki tarihin içinde dolaşıyormuşum gibi hissettirdi bana.
Amasya’daki son durağımız Ferhat ile Şirin Aşıklar Müzesi oldu. Müze tıklım tıklımdı. Kim daha çok âşıktı, Ferhat ile Şirin mi yoksa onlara hayran kalan ziyaretçiler mi, kestirmek zordu. Müze görevlisi, Ferhat’ın Şirin’e kavuşabilmek için dağları nasıl deldiğini öyle güzel anlattı ki, gözümde o sahne canlandı. Bu hikâyeyi yerinde dinlemek gerçekten tarifsiz bir duyguydu
Amasya gezimiz bitince rotamızı Balıkesir’e çevirdik. Balıkesir halkının misafirperverliği ve Atatürk’e olan sevgisi beni derinden etkiledi. İlk kez gitmeme rağmen sanki yıllardır oradaymışım gibi hissettim. İlk olarak Balıkesir Kuvâ-yi Milliye Müzesi’ni gezdik.
Müzede Kurtuluş Savaşı dönemine ait belgeler, fotoğraflar, kıyafetler sergileniyordu. Her bir eşya, geçmişin sessiz bir tanığı gibiydi. Savaş yıllarının o zor günlerini gözümde canlandırırken, bir yandan da içimde büyük bir gurur hissettim.
Ardından Ayvalık’a gittik. Ayvalık gerçekten büyüleyici bir yerdi. Denizi tertemiz, sanki cam gibi duruyordu. Güneşin su üzerindeki parıltısı insanın gözlerini kamaştırıyordu. Evet, turist çoktu ama bu kalabalık bile o güzelliğin önüne geçemiyordu.
Dalga sesleri, tuz kokusu ve serin rüzgarın yüzüme vurması bana büyük bir huzur verdi. Şeytan Sofrası’na çıktığımızda ise manzara karşısında adeta büyülendim. Güneş yavaşça batarken gökyüzü kızıl bir denize dönüştü. O an içimden “Keşke zaman burada dursa,” diye geçirdim.
Ayvalık’tan sonra kısa bir süreliğine Manisa’nın Soma ilçesine uğradık. Uzun yol bizi oldukça yormuştu. Babamın asker arkadaşının evine varır varmaz uyuyakaldık. Sabah kalktığımda hayatımda ilk defa Soma helvası yedim. Tadını garip ama bir o kadar da güzel buldum. Bu kısa durak bile tatilimizin unutulmaz bir parçası oldu.
Sonra Marmaris’e geçtik. Zaten tatilimizin asıl hedefi orasıydı. Marmaris gerçekten bir cennet gibiydi. Denizi masmavi, dağları yemyeşildi. Ancak dikkatimi çeken bir şey vardı: Marmaris’te Türklerden çok yabancı turist vardı. Ruslar, Fransızlar, İspanyollar… Bu durum beni biraz üzse de, İngilizcemi geliştirmek için güzel bir fırsata dönüştü. Hemen hemen herkesle iletişim kurmaya çalıştım, hatta birkaç yeni arkadaş bile edindim.
Marmaris’te Hafsa Sultan Kervansarayı’nı gezdik. Osmanlı döneminden kalma bu yapı buram buram tarih kokuyordu. Taş duvarlarına dokunduğunuzda bile geçmişin izini hissediyordunuz. Gündüzleri dışarı çıkmak pek mümkün değildi çünkü güneş adeta kavuruyordu. O yüzden genellikle akşamları gezmeyi tercih ettik.
Bir akşam yemek dönüşü arabayla otelimize dönerken bir domuz sürüsüyle karşılaştık. Kardeşim yakından görmek isteyince arabayı geri çevirdik. Tam o sırada iki Rus turist bize doğru koşarak geldi. Meğer domuzlar onlara saldırmış! Biz hemen yardım etmeye çalıştık. İngilizcemiz çok iyi olmasa da, çeviri uygulamasıyla konuştuk. Adam korkudan bir anda Türkçe konuşmaya başlamıştı. O an hem komik hem de biraz korkutucuydu.
Bodrum’da dört gün kaldık. Gündüzleri denize girdik, akşamları sahil boyunca yürüdük. Denizin tuzlu kokusu, rüzgârın serinliği ve dalgaların kıyıya vuruşu bana gerçek bir huzur veriyordu. Güneşin batarken gökyüzünü turuncuya boyadığı o anları hâlâ unutamıyorum. Bodrum sokakları dar ama sıcakkanlı insanlarla doluydu. Her köşe başında bir müzik sesi, bir kahkaha yankılanıyordu. Tatilin bitmesine az kalmıştı ama içimde garip bir huzur vardı; çünkü bu yaz, hayatımın en dolu dolu geçen yazlarından biriydi

Öykü DEMİREL

9 - B / 1248

 

 

 

 

Rabia Nisa SEVER

2011 yılında İstanbul’da doğdu.(İstanbul/Küçükçekmece). 2021 yılında Akşemsettin İlkokulunu, 2025 yılında Dr. Hulusi Behçet ortaokulunu bitirdi.
2025 yılı Sefaköy Anadolu lisesine kayıt yaptırdı. Özel zevkleri arasında kitap okumak vardır. Block Blast oyuncusudur. Okulunda hocalarını ve arkadaşlarını sevmektedir.


KURTULUŞ ZAMANI

Gece yarısıydı. Telefonumun ekranı yüzümü aydınlatıyordu. Tarih sınavı için çalışıyor gibi yapıyor, aslında sosyal medyada dolaşıyordum. Masamın üstünde açık duran kitapta bir fotoğraf vardı:
Mustafa Kemal Atatürk, yanında cephedeki askerlerle durmuş uzaklara bakıyordu.
Fotoğrafa uzun süre baktım.
“Acaba gerçekten nasıldı?” diye mırıldandım.
“Bir insan nasıl bu kadar umudu taşıyabilir?”
Tam o anda odanın içindeki hava değişti. Kulaklarım uğuldadı. Telefonumun ekranı karardı. Sonra gözlerimin önünde beyaz bir ışık büyümeye başladı.
Ayağa kalkmaya çalıştım ama yer ayağımın altından kaydı.
Ve bir anda…
Kendimi çamurlu bir yolun ortasında buldum.
Üzerimde hâlâ kapüşonlu sweatshirtüm vardı. Ama etrafımdaki insanlar… farklıydı. Kağnılar ilerliyor, kadınlar mermi taşıyor, askerler yorgun gözlerle yürüyordu.
Keskin bir barut kokusu burnuma doldu.
Bir adam omzuma dokundu.
“Evlat! Donup kalma, cephane geçecek!”
Ne olduğunu anlamıyordum. Kalbim deli gibi atıyordu.
Sonra uzaktan bir ses geldi:
“Yunan birlikleri ilerliyor!”
Bir anda gerçeği fark ettim.
Ben… Türk Kurtuluş Savaşı yıllarına gitmiştim.
Bir tepenin yamacında askerlerle birlikte beklerken ellerim titriyordu. Ben bilgisayar başında büyümüş biriydim. Buradaki insanlarınsa gözlerinde bambaşka bir şey vardı.
Korkuyorlardı.
Ama geri çekilmiyorlardı.
Yanımdaki genç asker bana gülümsedi.
“İlk kez mi cephe görüyorsun?”
Cevap veremedim.
Benden küçüktü belki de. Ama yüzü yıllarca yaşamış gibiydi.
“Adın ne?” diye sordum.
“Mehmet.”
Bir süre sessiz kaldıktan sonra cebinden buruşturulmuş bir kâğıt çıkardı.
“Annem göndermiş.”
Kâğıtta kısa bir not vardı:
“Vatan sağ olsun oğlum.”
Boğazım düğümlendi.
Benim dünyamda insanlar internet yavaşlayınca sinirleniyordu. Buradaysa insanlar, özgür yaşayabilmek için can vermeye hazırlanıyordu.
Ertesi gün büyük bir hareketlilik başladı. Subaylar emirler veriyor, askerler mevzilere koşuyordu.
Kalabalığın arasında bir anda onu gördüm.
Mavi gözleri düşündüğümden daha sakindi.
Mustafa Kemal Atatürk atının yanında durmuş haritaya bakıyordu.
Etrafındaki herkes telaşlıydı ama o sakin görünüyordu. Sanki fırtınanın ortasında duran bir kaya gibiydi.
Ona yaklaşırken dizlerim titredi.
Bir şey söylemek istiyordum ama kelimeler boğazımda düğümlendi.
O sırada başını kaldırıp bana baktı.
Bakışları kısa bir anlığına gözlerime değdi.
“Genç,” dedi sakin bir sesle,
“korkuyor musun?”
Yalan söyleyemedim.
“Evet.”
Başını hafifçe salladı.
“Cesaret, korkmamak değildir. Korkuya rağmen yürüyebilmektir.”
Bu sözü duyunca içimde bir şey değişti.
Bir tarih kitabının içindeki cümle olmaktan çıkmıştı artık. Karşımda yaşayan, düşünen, mücadele eden bir insandı.
Günler geçti.
Cephede yaralı askerler gördüm. Kağnısıyla cephane taşıyan kadınları gördüm. Aç kalan çocukları gördüm.
Şerife Bacı’yı gördüm mesela.
Karlı havada bebeğini ve cephaneyi korumaya çalışıyordu. Yüzü yorgundu ama gözleri kararlıydı.
Bir gece ateş başında askerlerin konuşmalarını dinledim.
Kimisi öğretmendi. Kimisi çiftçi. Kimisi daha çocuktu.
Ama hepsi aynı şey için oradaydı:
Bağımsızlık.
Sonra o gün geldi.
Top sesleri göğü titretiyordu. Her yer duman içindeydi.
Bir subayın bağırışını duydum:
“İleri!”
Askerler siperlerden fırladı.
Ben olduğum yerde donup kalmıştım. Kulaklarım uğulduyordu.
Tam o sırada Mehmet dönüp bana bağırdı:
“Gel!”
Koşmaya başladım.
Ayaklarım toprağa çarpıyor, nefesim kesiliyordu.
Ve o anda şunu fark ettim:
Tarih dediğimiz şey, kitap sayfalarında duran eski olaylar değildi.
Tarih… yaşayan insanların korkuları, umutları ve fedakârlıklarıydı.
Bir patlama oldu.
Gözlerimi kapattım.
Her yer yeniden beyaz ışıkla doldu.
Kulaklarım çınlıyordu.
Sonra…
Kendi odamda yere düştüm.
Telefonum hâlâ masadaydı. Saat yalnızca birkaç dakika ilerlemişti.
Titreyen ellerimle tarih kitabını açtım.
Atatürk’ün fotoğrafına tekrar baktım.
Ama artık o fotoğraf farklıydı.
Çünkü ben artık sadece bir savaşın adını bilmiyordum.
O savaşın içindeki insanların nefesini, korkusunu ve umudunu hissetmiştim.

Rabia Nisa SEVER
9 - C / 1357

 

 

 

 

 

Büşra KANGAL

​2011 yılında İstanbul'da doğdu. Memleketi Giresun Yağlıdere'dir. 2021 yılında Mustafa Pars ilkokulunu 2025 yılında Mustafa Pars ortaokulunu bitirdi. 2025 yılı Eylül ayında Sefaköy Anadolu lisesine kayıt yaptırdı. Özel zevkleri arasında biyoloji alanında araştırma yapmak, müzik dinlemek, teknolojiyle ilgilenmek ve sayısal derslerle alakalı yeni bilgiler edinmek, beyin cerrahisi ve nöroloji alanlarına ilgi duymak vardır. Satranç oyuncusudur. Okulunda hocalarını ve arkadaşlarını sevmektedir.

 

 


GÜMÜŞ AYNANIN FISILTISI

 

​Kasabanın sokağındaki o küçük saatçi dükkânı, zamanın kalbinin attığı yerdi. Duvarlar boyu dizilmiş yüzlerce saat, kendi dillerinde bir şeyler fısıldar; tik-taklar, ahşap tavan kaplamalarında yankılanarak kaybolurdu. Dükkânın yaşlı ustası, ömrünü zamanın kırık kanatlarını tamir etmeye adamıştı. Saçları gümüş tellere dönmüş bu bilge adam, büyütecini gözüne takıp bir saatin kalbine dokunduğunda, sanki tüm dünya durur, sadece o an kalırdı.

​Ancak dükkânın en kuytu köşesinde, diğerlerine hiç benzemeyen bir saat asılıydı. Ne pirinçten dişlileri vardı, ne akrebi, ne de yelkovanı... Sadece ortasında, zamanla hafifçe buğulanmış gümüş bir ayna dururdu.

​Günün birinde, gözlerinde geleceğin telaşını taşıyan küçük bir çocuk araladı dükkânın kapısını. Adı Deniz’di. Deniz, her zaman bir sonraki adımı düşünen, yarının koşturmacasında bugünün rüzgârını kaçıran çocuklardandı. Adımları onu o garip saatin önüne getirdi.

​"Usta," dedi Deniz, parmağıyla gümüş aynayı işaret ederek. "Bu saat bozuk mu? Neden zamanı göstermiyor?"

​Yaşlı usta, elindeki ince cımbızı yavaşça masaya bıraktı. Gözlüğünün üzerinden Deniz’e baktı; bakışlarında asırların sakinliği vardı. "O saat bozuk değil küçüğüm," dedi, sesi rüzgârda sallanan bir çınar yaprağı gibi hışırdadı. "O, zamanın tek gerçek halini gösterir. Çünkü zaman, dışarıda akıp giden bir nehir değildir; o, senin içinde büyüyen bir ağaçtır."

​Deniz anlamayarak aynaya daha dikkatli baktı. Ama orada kendi yüzünden, gözlerindeki şaşkınlıktan başka hiçbir şey yoktu. "Ama sadece kendimi görüyorum," diye mırıldandı.

​Usta, tebessüm etti ve Deniz’in yanına geldi. Elini çocuğun omzuna koyduğunda, avucundaki sıcaklık Deniz’in içindeki tüm aceleyi bir anlığına dindirdi.

​"Çünkü insan, zamanın ta kendisidir evlat," dedi usta, gözlerini aynaya dikerek. "Çoğu insan ömrünü bir gölgeyi kovalamakla geçirir. Geçmişe bakarlar; bitmiş bir günün, sararmış bir yaprağın arkasından ağıt yakarlar. Ya da geleceğe bakarlar; henüz doğmamış bir sabahın kaygısıyla ellerindeki günü eritirler. Oysa zaman ne dündür, ne de yarın. Zaman, tam şu anda aldığın o derin nefestir."

​Usta, tezgahın altından küçük, parlak bir bilye çıkardı. Bilyenin içinde sanki bir bulut dönüyordu. Onu aynalı saatin altındaki küçük bölmeye bıraktı. O an, dükkandaki yüzlerce saatin sesi birden sustu. Muazzam bir sessizlik kapladı odayı. Aynanın içinden süzülen hafif, mavi bir ışık, dükkanın tavanında ipek kanatlı zarif bir kuşun gölgesini oluşturdu. Kuş o kadar yavaş kanat çırpıyordu ki, sanki her bir çırpınış bir ömre bedeldi.

​"Bu kuşun adı An dır," diye fısıldadı usta. "Eğer zihnin dün yaptığın bir hatanın zincirleriyle bağlıysa, bu kuş ağırlaşır, göğsüne oturur ve uçamaz. Eğer aklın yarın ne olacağının korkusuyla titriyorsa, kuş ürker ve gökyüzünü terk eder. Şimdi kapat gözlerini Deniz. Sadece şu anı, içindeki o sessiz ritmi dinle."

​Deniz gözlerini kapattı. Önce zihnine üşüşen ödevleri, yarınki planları susturmaya çalıştı; o an kuşun kanat sesleri hırçınlaştı. Sonra dün arkadaşına söylediği o kırıcı sözü hatırladı; kuşun sesi tamamen kesildi, oda soğudu. Deniz derin bir nefes aldı. Burnuna gelen eski kâğıt ve ahşap kokusunu hissetti. Yaşlı ustanın yanındaki o sonsuz güveni duyumsadı. Kendini tamamen, hiçbir şey düşünmeden, sadece "orada olmaya" bıraktı.

​Gözlerini açtığında, o ipek kanatlı kuşun gölgesi gitmişti ama odadaki her şey —masadaki toz zerreleri, camdan sızan güneş ışığı, ustanın yüzündeki çizgiler— sanki canlanmış, parıldıyordu. Aynaya baktığında ise sadece kendi yüzünü değil, ruhunun derinliklerindeki o dingin denizi gördü.

​Yaşlı usta, Deniz’in saçlarını okşayarak son kelimelerini fısıldadı:

​"Hayat, gelecekte bir gün varacağın bir durak değildir Deniz. Hayat, trenin penceresinden akıp giden o eşsiz manzaradır. Ve sen pencereden bakmayı unuttuğunda, zaman seni terk eder. İçindeki o kuşu sev, ona sadece 'şimdi'yi hediye et."

​Deniz o gün dükkandan çıktığında sokak aynı sokaktı ama o artık eski Deniz değildi. Ne zaman adımları hızlansa ya da zihni yarına kaçsa, durur, derin bir nefes alır ve içindeki gümüş aynaya bakardı. Çünkü biliyordu ki; insan, sadece yaşadığı an kadar büyüktü.

 

Büşra KANGAL

9 - D / 1428 /

2 Haziran Salı 2026 15:41

 

 

 

 

 

 

Yahya FETA

2011 yılında İstanbul’da doğdu. Memleketi Kastamonu/İnebolu’dur. 2021 yılında Kaya Sebati ilkokulunu 2024 yılında Kartaltepe ortaokulunu bitirdi. 2025 yılı Eylül ayında Sefaköy Anadolu lisesine kayıt yaptırdı. Özel zevkleri arasında Basketbol vardır. Basketbol oyuncusudur. Okulunda hocalarını ve arkadaşlarını sevmektedir


SAATÇİ İHSAN’IN DÜKKANI

Bizim okulun hemen aşağısındaki dar sokakta küçük bir dükkân var, "Saatçi İhsan". Kepenkleri falan iyice eskimiş, boyası dökülüyor. Zaten dükkân da o kadar küçük ki sokağın kuytusunda kalmış, dikkatli bakmazsanız fark etmezsiniz bile. İçeri girdiğimde burnuma ağır bir yağ ve toz kokusu geldi. Her yer saat dolu; raflarda, duvarda, masanın üstünde... Hepsi birden tıkırdıyor. Bir süre sonra hangi saatin sesini duyduğunuzu bile karıştırıyorsunuz, sesler birbirine giriyor.
İhsan Usta pek konuşkan biri değil, kendi dünyasında gibi. Ben dükkâna girince gözündeki o kalın büyütecin üzerinden bana şöyle bir baktı, sonra hemen elindeki saate geri döndü. Masası bayağı dağınıktı; minicik vidalar, yaylar, tornavidalar... Kenarda da eski, sararmış gazeteler duruyordu. Usta o karmaşanın içinde aradığı küçücük bir parçayı hemen eliyle koymuş gibi buluyor. Ben baksam hayatta bulamam, hayret ettim doğrusu.
Önünde gümüş kapaklı, eski bir köstekli saat vardı. Kapağını açınca bir şeyler mırıldandı ama ne dediğini tam anlamadım. Saatin içindeki o minicik çarklar durmuştu, öylece kilitli duruyordu her şey. "Zemberek boşalmış," dedi sadece.
Cımbızıyla o kadar ince hareketler yapıyordu ki, sanki saati incitmekten korkuyor gibiydi. Bir süre hiç konuşmadan onu izledim.
O sırada dışarıdan bizim okulun sesi geliyordu, sanırım teneffüs saatiydi. Dışarısı öyle kalabalık ve gürültülüyken dükkânın içi çok garip bir şekilde sessiz kalıyor. Usta sonunda o bozuk saati tamir etti, kurma kolunu birkaç kez çevirdi. O "çıt çıt" sesinden sonra saat birden çalışmaya başladı. O kadar saatin içinde o sesin gelmesi insanın hoşuna gidiyor.
Dükkândan çıkarken İhsan Usta yine masasına eğilmişti bile. Sokakta yürürken o saatlerin tıkırtısı hâlâ kulağımdaydı.

Yahya FETA

9 - E / 1562

 

 

Ahmet DOĞAN

2011 yılında İstanbul’da doğdu İstanbul Küçükçekmece. Memleketi Sivas’tır
2021 yılında Dr.İffet ilkokulunu, 2025 yılında Söğütlüçeşme ortaokulunu bitirdi.
2025 yılı Eylül ayında Sefaköy Anadolu lisesine kayıt yaptırdı.Özel zevkleri arasında el işi yapmak, oyun oynamak, film izlemek ve dışarı çıkmak vardır. Call Of Duty adlı oyun serisinin oyuncusudur. Okulda hocalarını ve arkadaşlarını sevmektedir,


YENİ BİLGİSAYAR ANISI

24 Şubat 2024. Ben o zamanlar 13 yaşındaydım. O gün Cumartesi günüydü. O gün olacaklardan habersiz uyanmıştım. Uyandığımda yaptığım şeyleri yaptım, yemeğimi yedim, telefonumla oynadım vs. babam bir yere gideceğini söyleyip gitti. Bana beklememi söylediği için yatağımda uzanıp beklemeye başladım.

Babamı beklerken aklıma eski bilgisayarım geldi. 2008-2009 arası alınmıştı, bilgisayar benden yaşlıydı yani, baya külüstür bir bilgisayardı. O zamanlarda da bilgisayar başında çok vakit geçirmiyordum. Bazen canım sıkıldığında, film izlemek istediğimde veya bir ödevim olacaksa bilgisayardan yapıyordum. Bilgisayarımda çok fazla oyun yoktu, zaten kaldırmıyordu 2 ram ve Intel Pentium işlemciyle nereye kadar? Ekran kartı bile yoktu. Doğru düzgün bir tek Roblox kaldırıyordu. 2022-2023 arasında bilgisayarım çalışmayı bıraktı. Açmaya çalışınca tuhaf sesler geliyordu. 2023’ün sonlarında babamın arkadaşı gelip baktığında ana kartının yandığını söyledi. O zamanlarda da babam bana laptop bakıyordu. Babamın arkadaşı bir laptop önermişti ama şahsen ben beğenmemiştim.

Ben bunları düşünürken babam eve gelmişti. Giriş ziline basıp daire kapısının önünde beklemeye başladım. Babamın eve 2 tane kocaman, üstünde Monster yazan poşetlerle içeri girdiğini görünce şok oldum. Evet, babam arkadaşının önerdiği laptop yerine Monster firmasının bir oyuncu laptopunu almıştı. O an sevinçten havalara uçmuştum. Uzun bir süre sonra bilgisayarım olmuştu hem de oyuncu bilgisayarı. Yanında Monster firmasına ait 1 tane çanta, ki hala kullanıyorum, 1 tane kulaklık, 1 tane mouse ve ekran temizleme spreyi ile mikrofiber bez almıştı. Bilgisayarı alır almaz direk masama dizdim, bilgisayarı açtım, oturumlarımı açtım, programlarımı yükledim, oyunlarımı yükledim vs. baya bir şey yaptım. O an o hayatımın en mutlu anlarımdan biriydi. Bilgisayarım zaman içerisinde birçok şey yaşadı. Aldığım ilk günden neredeyse bozuyordum, 1-2 kez mavi erkan verdi, 1 kez kola dökmüştüm, 1 kez de fanına kâğıda benzer bir cisim fanına girmişti. Tabi zaman içerisinde birçok aksesuarı değişti. Mesela laptop alındıktan 5-6 ay sonra Bim’den 110 TL ye mouse pad almıştım. İlk defa mouse umu doğru düzgün kullanmaya başladım. Geçtiğimiz aylarda ise 1 tane soğutucu stand, 1 adet klavye, 1 adet mouse ve 1 adet geniş bir mouse pad aldım. Şu an bu aksesuarlarımla ve bilgisayarım bana gayet yetiyor. Bu da böyle bir anımdı.

Ahmet DOĞAN
9 - E / 1645

 

Mehmet Enes KILIÇ

 

2011 yılında İstanbul'da doğdu. Memleketi Ardahandır. 2021 yılında Yeşilyuva İlkokulunu 2025 yılında Yeşilyuva ortaokulunu bitirdi. 2025 yılında Sefaköy Anadolu lisesine kayıt yaptırdı. Özel zevkleri arasında müzik ve basketbol oynamak vardır.

1695 9/F


DERSHANE SERÜVENİ

Dershanede sekizinci sınıfa geçtiğim o ilk günü unutamıyorum. İçimde adeta hem korku, hem heyecan hem de tarif edilemez bir mutluluk vardı. Arkadaşlarımın ve öğretmenlerimin birçoğunu zaten tanıyordum; fakat buranın benim için bir eğitim kurumundan ziyade, sıcak bir aile ortamına dönüşeceğini tahmin edemezdim.
İlk dönemlerde sınav çalışma düzenimiz henüz tam oturmamıştı. Ancak zamanla test kitapları, denemeler ve soru çözüm saatleri derken kendimizi bu disiplinin içinde buluverdik. Rehberliğimizi yapan matematik öğretmenimiz Nezar Hoca, disiplini ve eğlenceli kişiliğiyle bizlere harika bir yol gösterici oluyordu. Aynı şekilde Diyar Hocam da açık sözlülüğü, kişiliği ve fikirleriyle büyük motivasyon kaynağımızdı.
Zaman geçtikçe bu tempoya alıştık ama bazı çocukça düzensizliklerimiz nedeniyle Nezar Hoca ile sorunlar yaşadığımız da oluyordu. Örneğin, bir gün langırt oynamayı arkadaşlarla iyice abarttığımız için bize langırtı yasaklamıştı. Hiç unutamadığım bir diğer anımız ise Duru, Talha ve benim soru çözüm saatindeki hareketlerimizden dolayı bir alt seviye sınıfa düşürülmemizdi.
Biz bu tatlı anıları biriktirirken zaman da yerinde durmuyordu; sınav günü hızla yaklaşıyordu. Dershanenin en eski öğrencisi olduğum için hocalarım bana ekstra güveniyordu. Hatta bir dönem dershaneyi sabahları benim açtığım, hocalarımın işlerine yardım ettiğim bile oluyordu. Bir gün Salih ve Mert ile beraber deneme optiklerini yayınevine bırakmaya gidişimiz hala dün gibi aklımdadır.
Nihayet beklenen gün gelip çatmıştı. Sınavdan bir hafta önce sınıfça mangala gidip stres atmış, sınavdan bir gün önce ise dershanede toplanıp vakit geçirmiştik. O akşam görüntülü konuşarak birbirimize moral verdikten sonra sınava girdik. Ancak sınavda, beklediğimizden çok daha zor sorularla karşılaştık. Sınavdan çıktığımızda yine dershanede buluşup soruları tartıştık ama artık hiçbir şeyin önemi kalmamıştı.
Sonuçlar açıklandığında büyük bir sürprizle karşılaştık. Ben de dahil olmak üzere dershanenin en iddialı öğrencileri beklediği sonucu alamazken, aramızda en çok stres yapan ve korkan arkadaşlarımız kazanmıştı. Dershane serüvenimiz o gün orada sona erdi. Bugün hâlâ hocalarımla abi kardeş, arkadaşlarımla ise kardeş gibiyimdir; ancak o günlerdeki o eşsiz anıları tekrar yaşayabilir miyim, ondan emin değilim. Yine de Nezar Hocamın dediği gibi: “Bitti diye üzülme, yaşandı diye sevin.”

Mehmet Enes KILIÇ
9 - F / 1695

 

 

 

 

BÖLÜM 2

 

 

SAL ZAMANI ŞİİRLERİ

 

 

Ziya Emir GÜÇLÜ

 

2010 yılında doğdu. Memleketi Kuzey Makedonyadır. 2020 yılında Halit Uygur ilkokulunu bitirdi. 2024 yılında Sultan Murat Ortaokulunu bitirdi.2024 yılı Eylül ayında Sefaköy Anadolu Lisesi’ne kayıt yaptırdı.Özel zevkleri arasında spor yapmak,dizi izlemek ve kitap okumak vardır. Okulunda sınıf arkadaşlarını ve öğretmenlerini sevmektedir.

 

 

EN ÖNEMLİ ŞEY

 

Ne zaman tükenecek bilinmez,

Onun kıymetini kimse bilmez.

Kıymetini anladıklarında;

Onlar, geç kaldıklarını bilmez.

 

Fazla geç kaldılar her şey için.

Bu kadar geç kaldığın için,

Zaman sormaz ne veya ne için.

Bu kadar geç kalmak ne içindi?

 

Harcadık zamanı bilmeyerek.

Nasıl olsa zaman var diyerek.

Zamanın önemini bilmemek,

Bunun için aptal olmak gerek!

 

Ziya Emir GÜÇLÜ

10 - A  / 564

 

 

 

 

 

Yunus DEĞER
 

2011 yılında İstanbul'da doğdu. Memleketi Diyarbakirdir 2021 yılında Remzi Yurtsever İlkokulunu 2025 yılında ise Yeşilyuva ortaokulunu bitirdi. 2025 yılında ayında Sefaköy Anadolu lisesine kayıt yaptırdı. Özel zevkleri arasında futbol ve yüzme vardir Okulunda hocalarını ve arkadaşlarını sevmektedir.

 

 

GEÇER ZAMAN


Saatler akar durmadan
Günler geçer
usanmadan.
İnsan fark etmez çoğu an,
Ömür tükenir yavaş yavaş.
Bir çocuk büyür yıllarla,
Hayaller kalır anılarda.
Zaman öğretir herkese,
Sabretmeyi sessizce.
Akşam olur, söner ışık,
Yollar uzun ve karmaşık.
Eski bir dosta sarılır gibi
Mazide kalır her tanık
Ne durur akıp giden zaman.
Bize kalan şu dünyada,
Bir tatlı ses, bir de selam

Yunus DEĞER
9 - B / 593

 

 

 

 

 

 

ECRİN NARİN

2011 yılında 7 Aralık’ta İstanbul’da doğdu. Memleketi Balıkesir Gönen’dir. 2021 yılında Dr. İsmet Birgül İlkokulunu,2025 yılında Behiye Selim Pars Ortaokulunu bitirdi. 2025 yılı Eylül ayında Sefaköy Anadolu lisesine kayıt yaptırdı. Özel zevkleri arasında voleybol  oynamak, arkadaşlarıyla vakit geçirmek,film izlemek gibi aktiviteler vardır. Okulunda hocalarını ve arkadaşlarını sevmektedir.


ZAMANIN DEĞERİ

Zaman bir kum gibidir,
Zaman bir su gibidir.
Aktığında tutulmayan,
tutmaya çalıştığında
avuçlarından kayıp giden.

Bir an yaşarsın,
istersin geri gelsin.
İstersin aynı anı
defalarca yaşamayı…
“İmkânı yoktur” derler,
ama bazen
imkânsızın tam kendisini bulursun.

Zamanı geri almak için çabalarsın,
ânı durdurmak istersin.
Ama anlarsın ki
bazı şeyler sadece istemekle olmaz.

Bu yüzden zamanın kıymetini bil;
çünkü hayat bazen
bir göz açıp kapayıncaya kadar geçer.

Ecrin NARİN
9 - B / 1033

 

 

 

 

 

 

Hüseyin Eren FIRATAN  

 

2011 yılında İstanbul'da doğdu.Memleketi Sivastır.2021 yılında Şehit Binbaşı Bedir Karabıyık ilkokulunu bitirdi.2025 yılında Mustafa Eravutmuş ortaokulunu bitirdi.2025 yılı Eylül ayında Sefaköy Anadolu lisesine kayıt yaptırdı.Özel zevkleri arasında Futbol oynamak ve  gezmek vardır.Okulunds hocalarını ve arkadaşlarını sevmektedir.

 


ZAMAN İZİNDE

Bir bakmışsın büyümüşüz, çocukluk geride kalmış.
Eski güzel anılar, birer masal halini almış
Geriye dönmek zordur, ne yapsak durmaz saat
Her anın kıymetini bilmek, en büyük marifet

Kum saati boşalır, akar gider durmadan.
Hayat bize bir hediye, henüz vakit dolmadan
Geçmişe veda edip, geleceğe bakmalı
Zaman geçerken biz, her anı yaşamalı.

Hüseyin Eren FIRATAN

9 - B / 1163

 

 

 

 

 

Ecrin Ayşe ÇITAK

2011 yılında İstanbul ’da doğdu. Memleketi Makedonya Üsküp‘dür. 2021 yılında Kocatepe ilkokulunu 2025 yılında Şehit Pilot Muzaffer Erdönmez ortaokulunu bitirdi. 2025 yılı Eylül ayında Sefaköy Anadolu lisesine kayıt yaptırdı. Özel zevkleri arasında resim yapmak,gezmek vardır. Tiyatro oyuncusudur. Okulunda hocalarını ve arkadaşlarını sevmektedir

 

 

BİR DEĞERDİR ZAMAN

Su gibidir, bir değerdir zaman.
Bir göz kalır,geçmişten kalan.
Dünlerin izi kalır,kalpte solgun bir renk.
Bugünün kıymetini bil,yarına kalır bir denk.

Zaman ince bir yara,kalbe derinden dokunur.
Sessizce geçen ömür,anılarla korunur
Gözü açıp kapatınca,değişir yüzler.
Zamanın eseridir sabır,sonra geçer krizler.

Zamanla diner acı,yaralar kabuk bağlar.
Gözlerdeki o yaşlar,bi gün olur buhar.
Hiçbir şey ebedi değil, ne keder ne sevinç.
Gönül bunu anlarsa,bulur gerçek bilinç.

Ecrin Ayşe ÇITAK
9 - B / 1335

 

 

 


Şevval Su KILIÇ

2011 yılında ’da doğdu. Memleketi Ardahan/Hanak‘dır.(İl/ilçe yazınız) . 2020 yılında ilkokulunu 2025 yılında ortaokulunu bitirdi. 2025 yılı Eylül ayında Sefaköy Anadolu lisesine kayıt yaptırdı. Özel zevkleri arasında Resim çizme ve arkadaşla vakit geçirme vardır.Voleybol oyuncusudur. Okulunda hocalarını ve arkadaşlarını sevmektedir


KIYMET VAKTİNDE BİLİNMELİ

Zaman, su gibidir akar gider
Bir bakmışsın yeni doğmuş,
Bir bakmışsın yaşlanmış,
Nasıl geçmiş anlayamazsın bile.

Kıymet zamanında bilinmeli ,
Sevgi zamanında gösterilmeli,
Değer zamanında bilinmeli,
İş,işten geçtikten sonra değil.

Zaman bizden sadece hayatımızı değil,
Ailemizi sevdiklerimizi de alır
Zamanın kıymetini, bişey olunca veya başına bir şey gelince değil,
Zamanında bilinmeli .

Şevval Su KILIÇ
9 - C / 1305

 

 

 

Hatice AKÇAY

 

2011 yılında İstanbul'da doğdu.Memleketi Mardin'dir.2011 yılında Yunus Emre İlkokulu'nu,2025 yılında Yunus Emre Ortaokulu'nu bitirdi.Sefaköy Anadolu Lisesi'ne kayıt yaptırdı.Özel zevkleri arasinda voleybol oynamak ve resim çizmek vardır. Okulda hocalarını ve arkadaşlarını sevmektedir

 

 

 

ZAMANIN DEĞERİ

 

Başladı bir gün saat

Durmak bilmeksizin devam etti

Bir baktım arkama

Beden aldıklarıyla beraber gitti

 

Çok hızlı geçti sanki

Tadını hiç çıkaramadım sanki

Bir baktım arkama

Benden aldıklarıyla beraber gitti

 

Önce koştum mutlulukla

Sonra düştüm kahrolmuşlukla

Bir baktım arkama

Benden aldiklariyla beraber gitti

 

Hatice AKÇAY

9 - C / 1326

 

 

 

 

Şevval ÖZTÜRK

 

2011 yılında İstanbul'da doğdu. Memleketi Afyonkarahisar Sandıklı‘dır.

2021 yılında  Halit Uygur ilkokulunu 2025 yılında Sultan Murat ortaokulunu bitirdi.

2025 yılı Eylül ayında Sefaköy Anadolu lisesine kayıt yaptırdı.

Özel zevkleri arasında müzik dinlemek, film izlemek ve dışarı çıkmak vardır.

Okulunda hocalarını ve arkadaşlarını sevmektedir.



ZAMANIN HIZI

Ne kadar hızlısın
Bir o kadar heyecanlısın
Nasıl geçti demeden
Uçup gidiyorsun
Zaman

Bir anda geçip gidersin
Ne kadar kıymetlisin
Her anını iyi değerlendirmeli
Zaman

Şevval ÖZTÜRK
9 - C / 1342

 

 

 

Ecrin ÇELİK

 

2011 yılında istanbul’da doğdu. Memleketi Bitlis’tir. 2021 de Halit Uygur ilkokulunu bitirdi. 2025 de sultan murat ortaokulunu bitirdi sefaköy anadolu lisesine kayıt yaptirdi

özel zevkleri arasinda film izlemek ve arkadaslariyla bulusmsk vardir

okulunda hıcalarini ve arkadsslarini cok sevmektedir

 


Zaman elimden kayan su gibi,
tutmaya çalışsam da durmuyor.
Bazı günler çok uzun geliyor,
bazıları nasıl bitiyor anlamıyorum.

Eskiden büyümek isterdim hep,
şimdi çocuk kalmak geliyor içimden.
Çünkü insan büyüdükçe galiba
bazı şeyler eksiliyor kalbinden.

Bir gün herkes değişiyor biraz,
sesler, yüzler, hisler bile.
Ama bazı anılar kalıyor yine de,
eski bir şarkı gibi aklımın içinde

Ecrin ÇELİK
9 - C / 1356

 

 

Merve KILIÇOĞLU

 

2011 yılında İstanbul'da doğdu. Memleketi Balıkesir Gönen'dir. 2021 yılında mustafa pars ilkokulunu 2025 yılında mustafa pars ortaokulunu bitirdi. 2025 Eylül ayında Sefaköy Anadolu lisesine kayıt yaptırdı. Özel zevkleri arasında dışarı çıkmak,arkadaşları ile vakit geçirmek vardır ve film izlemek vardır. Okulumda hocalarını ve arkadaşlarını sevmektedir.

 



ZAMAN

Ne kadar hızlı geçiyor
Birbirini kovalıyor
Bir an bir daha gelmiyor
Günler aylar yıllar

Değerini bilmeliyiz
Her anı değerlendirmeliyiz
Giden zaman geri gelmez
Günler aylar yıllar

Merve KILIÇOĞLU
9 - C / 1363

 

 

 

 

Melike MENTEŞE

 

2011 yılında İstanbul da doğdu

Memleketi Sinoptur 2021 yılında osman zeki ilkokulunu 2025 yılında inönü ortaokulunu bitirdi sefaköy Anadolu lisesine kayıt yaptırdı. Özel zevkleri arasinda arkadaşlariyla vakit geçirmek ve film izlemek vardır. Okulunda hocalarını ve arkadaşlarını sevmektedir



TEHLİKE ZAMAN

Zaman bazen hızlı geçiyor,
bazen hiç geçmeyecek gibi.
Daha dün çocuk gibiydim sanki,
şimdi düşüncelerim büyümüş gibi.

Saatler aynı yerde duruyor ama
insanlar değişiyor her gün.
Bazı anılar içimde kalıyor,
bazıları kayboluyor sessizce bir gün.

Keşke zamanı durdurabilsem bazen,
güzel anlar hiç bitmese.
Ama galiba zamanın işi bu;
her şeyi yavaşça değiştirmek sessizce.

Melike MENTEŞE
9 - C / 1364

 

 

Yunus Emre GÜLGÖNÜL

 

2011 yılında İstanbul'da doğdu. Memleketi Trabzon/Araklı‘dır. 2021 yılında Remzi Yurtsever ilkokulunu 2025 yılında Şehit Mehmet Güder ortaokulunu bitirdi. 2025 yılı Eylül ayında Sefaköy Anadolu lisesine kayıt yaptırdı. Özel zevkleri arasında futbol oynamak,spor yapmak ve arkadaşlarıyla vakit geçirmek vardır. Futbol oyuncusudur. Okulunda hocalarını ve arkadaşlarını sevmektedir.

 

 

 

GÖRÜNMEZ NEHİR

 

​Sanki bir kum saati, her saniye akıyor,

Göz açıp kapayınca dünden eser kalmıyor.

Giden her an sessizce, maziye karışırken,

Zaman denilen rüzgâr, durmadan savuruyor.

​Bakarsın aynalara, her gün biraz değişmiş,

Yıllar sanki ruhuna ince izler yerleşmiş.

Durdurmak istesen de tutamazsın elinde,

Hayat, akıp giden o zamana gizlenmiş

 

Yunus Emre GÜLGÖNÜL

9 - C / 1712

 

 



Şevin Ela GÖRMÜŞ

 

2011 yılında İstanbul’da doğdu.Memleketi Kars’dır.2021 yılında Tayfur Sökmen İlkokulunu 2025 yılında Maraşel Fevzi Çakmak Ortaokulunu bitirdi.2025 yılı Eylül ayında Sefaköy Anadolu Lisesine kayıt yaptırdı.Özel zevkleri arasında film izlemek,müzik dinlemek vardır.

ZAMAN

Zaman çok hızlıdır geçip gider
Mevsimler gelir geçer
Anılar yaşanır biter
Aylar, yıllar yaşananlarla geçer

Çok hızlıdır, hemen geçer
Anılar biriktirmek önemlidir
Yaşantılar geçer
Aylar yıllar yaşananlarla geçer

Şevin Ela GÖRMÜŞ
9 - C / 1378

KHAZAL ZULUF-OGLY

 

2010 yılında Kazakistan'da doğdu.Memleketi Taraz'dir.2021 yılında okul 6 ilkokulu 2025 Sultan murat ortaokulu bitirdi.2025 Eylül ayında Sefaköy Anadolu lisesine kayıt yaptırdı.Özel zevkleri kitap okumak,gezmek ve film izlemek vardır.Okulumda hocalarını ve arkadaşlarını sevmektedir.

 

9 - C / 1761

 



ÖZLENEN ZAMAN

Ne zaman dalsam düşüncelere
Aklıma geliyor geçmiş yıllar
Fakat geri dönemem
İlerledi zaman

Çağlar ilerliyor
Anılar geride kalıyor
Galiba hızlı geçiyor zaman
Lalelenmiş her yer
Arabalar artık uçuyor
Roketler Mars, Satürn geziyor

Merve KILIÇOĞLU
9/C 1363
Khazal ZULUF-OGLY
9/C 1761
Şevin Ela GÖRMÜŞ
9/C 1378
Şevval ÖZTÜRK
9/C 1342

 



Betül GÖK

2011 yılında İstanbul Zeytinburnu ilçesinde doğdu.Memleketi Şırnak merkezlidir.Veli Efendi İlkokulunu 2020 yılinda 3. sınıfta iken ailevi sebeplerden dolayı bıraktı. Küçükçekmecede 4. sınıfı İto Kanarya İlkokulunda 2021 yılında bitirdi. Kanarya Ortaokulu ise 2025 yılında bitirdi.2025 eylül ayında Sefaköy Anadolu Lisesine kayıt yaptırdi.Özel zevkleri arasında şiir yazmak,kitap okumak vardır . Okulda öğretmenlerini ve sınıf arkadaşlarını sevmektedir.

GÖK ZAMANI

Öyle bir geçer ki zaman
Akrebi kovalar yelkovan
Zaman akar ki haberin olmaz
Değerlendiremeyince çekersin vicdan azabını
Zaman verimliyse için kıpır kıpır
Oynamak için vakit
Kalır sana her zaman
Uyursun huzur içinde
Zaman,zaman yine zaman
Dolu dolu ve mutlu
Bir şekilde yaşa hayatı

05/05/2026
Betül GÖK
9 - C / 1379

 

 




ÖYLE BİR GEÇER ZAMAN MISRALARIMDA

Akıyor zaman şelale gibi
Dönüşü olmayam ,bir daha akmayacak su gibi
Yaptığım hataları,döktüm şiirlere
Dönüp bakıyorum ne güzel günlere

Geçen zaman bir daha gelmez
O sessiz mısralara baka baka
Çektiği acıları bir o bilir
Birde içini döktüğü şiirler.

Esra YUCA
Elmira Duru KAYA
SAL 9 / C

 

 

 



Melek KANBUR

 

2011 yılında İstanbul’da doğdu. Memleketi Trakya’dır. 2021 yılında Mustafa Kemal Paşa ilkokulunu 2025 yılında Mustafa Kemal Paşa ortaokulunu bitirdi. 2025 yılı Eylül ayında Sefaköy Anadolu lisesine kayıt yaptırdı. Özel zevkleri arasında spor yapmak ve yeni hobiler edinmek vardır. Yüzücü ve voleybol oyuncusudur. Okulunda hocalarını ve arkadaşlarını sevmektedir

 

 

MELEK ZAMANI

 

Saatler usulca düşer avuçlarımdan

Bir rüzgar gibi geçer eski hatıralar

Dün dediğim şey şimdi uzak bir liman

Zaman sessizce yazar içimde izler bırakır

 

Geceler büyütür düşüncelerin sesini

Her dakika biraz daha değişir insan

Takvimler saklayamaz geçen mevsimleri

Ömür dediğin şey akar durmadan

 

Bir gün güneş doğar umutlarla yeniden

Kırılan anılar bile küle döner zamanla

Ne acı sonsuza kadar kalır ne de sevinçler

Hayat yürür kendi sessiz adımlarıyla

 

Melek KANBUR

9 - D / 1420



Yağmur HARMANCI

2012 yılında İstanbul’un Zeytinburnu ilçesinde doğdu. Memleketi Adıyaman Merkez’dir. 2021 yılında Tayfur Sökmen İlkokulu 2025 yılında Halide Edip Adıvar Ortaokulunu bitirdi. 2025 yılı Eylül ayında Sefaköy Anadolu Lisesine Kayıt yaptırdı. Özel zevkleri arasında müzik dinlemek,yazı yazmak,kitap okumak vardır. Okulunda hocalarını ve arkadaşlarını sevmektedir

KABUK TUTMUŞ YARA

“Zaman unutturur” diye fısıldar diller
“Zaman her şeyin ilacı”
der suskun kalpler

Oysa
hangi ilacın etkisi
sonsuz sürer?

Zaman
yaraların üstüne çekilmiş ince bir perde
kabuk tutmuş bir yara
dokundukça sızlayan geçmiş

Uyuşturur…
ama iyileştirmez

Yağmur HARMANCI
9 - E / 1484

 

 


Nudar BAKAÇ

2011 yılında İstanbul’da doğdu. Memleketi Mardin Nusaybin’dir. 2021 yılında Kocatepe ilkokulunu 2025 yılında Behiye Selim Pars ortaokulunu bitirdi. 2025 yılı Eylül ayında Sefaköy Anadolu lisesine kayıt yaptırdı. Özel zevkleri arasında resim çizmek, kitap okumak vardır. Okulunda hocalarını ve arkadaşlarını sevmektedir.

 

 

TUTULMAYAN ZAMAN

Zaman akar durmadan.

Gelip geçer elimizde tutamadan.

Hatıralar kalır hep uzaktan,

Bakarsın sadece ardından.

 

Koşsan da yetişemezsin.

Bir gün güler,bir gün yorulursun.

Zaman aktıkça durulursun.

Sen fark etmeden zaman akıp giderken,

Baka durursun.

Nudar BAKAÇ

9 - E / 1492

 

 

 

Ecrin AÇAR

 

2011 yılında İstanbul'da doğdu. Memleketi Edirne Uzunköprü'dür. 2021 yılında Yenimahalle ilkokulunu 2025 yılında Behiye Selim Pars ortaokulunu bitirdi. 2025 yılı Eylül ayında Sefaköy Anadolu lisesine kayıt yaptırdı. Özel zevkleri arasında müzik dinlemek ve voleybol oynamak vardır. Voleybol oyuncusudur. Okulunda hocalarını ve arkadaşlarını sevmektedir.

9 - E / 1498

 

 

Saatler gelir geçer

Zaman kimseyi beklemez

Yaşadığın anı tadamazsan

Pişmanlık kalır içinde her zaman

 

Aynı anda hem uzak hem de yakın olan şey nedir diye sorsalar;

'Zaman' derim

Sonsuzluk kadar uzak,

Bir kalp atışı kadar yakın...

 

Zaman geçmez aslında

Biz değişiriz onun içinde

Anın önemini anladığımızda

Geçmişe özlem kalır içimizde

 

Ecrin AÇAR

9 - E / 1498

 

 

 

 

 

 

 

Berat COŞKUN

 

2011 yılında İstanbul' da doğdu.Memleketi Tokat Erbaa dır.2021 yılında Halit Uygur İlkokulu bitirdi.2025 de Sultan Murat Ortaokulunu bitirdi.2025 yılı Eylül ayında Sefaköy Anadolu lisesine kayıt yaptırdı. Özel zevkleri arasında futbol oynamak,film izlemek vardır.Futbol oyuncusudur.Okulunda hocalarını ve arkadaşlarını sevmektedir.

 

 

ZAMANSIZ KALDIM

 

Başlık Zamanda Kaldım

Zaman zamanda kalmış

Biz yine zamanda kalalım

Herkes yolda kalır

Biz yine zamanda kalalım

Herkes o eski zamanlar der

Ama ben bu zamanda kaldım

Senin olduğun her zaman

İşte o zamanda kaldım

Zaman geçmiyor sensiz

Senin olmadığın zaman

Seni özlüyorum

İşte o zaman...

 

Berat COŞKUN

9- E / 1524

 

 

 

 

 



Mete YÜRÜKOĞLU

2011 yılında İstanbul’da doğdu. Memleketi Edirne Yağmurca‘dır. 2021 yılında Tayfur Sökmen ilkokulunu 2025 yılında Halide Edip Adıvar ortaokulunu bitirdi. 2025 yılı Eylül ayında Sefaköy Anadolu lisesine kayıt yaptırdı. Özel zevkleri arasında kitap okumak, satranç oynamak, müzik dinlemek ve basketbol oynamak vardır. Basketbol oyuncusudur. Okulunda hocalarını ve arkadaşlarını sevmektedir.


SESSİZ RÜZGAR

Ne geriye döner, ne durup bekler,

Sessizce tükenen bir rüzgar zaman,

Düşerken takvimden solgun yapraklar,

Geçmişin üstünü örter toz dumanı.

Daha dün çocuktuk, yarın ihtiyar,

Akreple yelkovan yarışır durur.

Sanırız bu mevsim bitmeyen bahar,

Oysa gün tükenir, güneş yorulur.

Geç kalan keşkeler derde devasız,

Giden saniyeler dönmüyor geri.

Bir ırmak misali akar vefasız.

Sürükler meçhule hep ümitleri.

Bugün senin günün, bu an senindir,

Gelecek meçhuldür, dün ise masal.

Saatin sesini kalbinde dindir,

Hayata sevgiyle tutun, öyle kal.

Mete YÜRÜKOĞLU
9 - E / 1637

 

 

Egemen Ali AYAN

 

2011 yılında İstanbul Fatih te doğdu memleketi Edirne Uzunköprüdur  2021 yılında Yenimahalle ilkokulunu 2025 yılında Halide Edip Adıvar ortaokulunu bitirdi 2025 yılı Eylül ayında Sefaköy Anadolu lisesine kayıt yaptırdı özel zevkleri arasında spor yapmak ve film izlemek vardır Basketbol oyuncusudur Okulunda hocalarını ve arkadaşlarını sevmektedir

 

 

 

GeNÇlik Zamanı

 

Zaman geçer her an,

Görür herkes zamanı.

Bakarlar göğe her an,

Geçer zaman her an.

 

Gençler bir olur, bilir

Zamanın kıymetini her an.

Saatler, saniyeler, saliseler,

Geçer zaman durmadan.

 

Bazen nasıl geçtiğini

Anlamayız zamanın su gibi.

Geçer zaman her an,

Nafi Hoca'yla her an.

Bir şiir gibi akıp geçer.

Egemen Ali AYAN

9 - E / 1490

 

 

 

 

 

Alperen İKİZOĞLU

 

2011 de istanbul da dünyaya geldi.Memleketi Kilis(Gaziantep)tir.2021 yılında Kocatepe İlkokulu'ndan 2025 yılında ise Yeşilyuva Ortaokulu'ndan mezun oldu.Şuanda Sefaköy Anadolu Lisesi'nde 9. sınıf öğrencisidir.Müzik yapmak ve futbol ile ilgilenmek özel zevklerinden bazılarıdır.

 

 

Baksana bana,halim pek yaman;

Ne arayan var ne de bir soran.

Belki de bana bunları yapan,

Sen değilsin,bu "amansız zaman".

 

Yarayı sardığına inanan,

Belki de unutturacak sanan.

Bunlar olmayacak ki yaşanan;

Zaman olacak yine kazanan.

 

 

Önümüzde,bir yol var uzanan;

Bakıldığında kısacık duran.

Ama bir şey var ki engel olan,

Zaman:hiç çizgisini bozmayan.

 

Gidiyor gözü toprağa bakan.

Geri dönmez ne yazık ki yanan.

Bize ondan geriye tek kalan,

Sen değilsin,bu "amansız zaman".

 

Alperen İKİZOĞLU

9 - F / 1687

 

 

 

Sare BALKAN

 

2011 yılında doğdu.Makedonya göçmenidir.2021 yılında Halit Uygur İlkokulu'nu bitirdi.2025 yılında Sultan Murat Ortaokulu'nu bitirdi.2025 yılında Sefaköy Anadolu Lisesi'ne kayıt yaptırdı.Özel zevkleri arasında voleybol oynamak vardır.

 

BALKAN ZAMANI

 

Zaman su gibi akıp giderken

Anın değerini bilemez insan

Mani olur mutsuz günler

Akılda kalan güzel anlara

Ne yazik ki geçmiştir vakit

Degerini anladığın zaman

 

Sare BALKAN

9 – F / 1691

 

 

 

 

 

 

Zeynep Büşra TAPUR

 

2011 yılında İstanbul'da doğdu. Aslen Antalyalıdır. 2020 yılında Mustafa Kemal Paşa ilkokulundan mezun oldu. 2025 yılında ise Türkiye Cemiyeti Gazeteciler Ortaokulundan mezun oldu. 2025 yılında ise Sefaköy Anadolu Lisesine kaydoldu. Hobilerim arasında voleybol oynamak ve müzik dinlemek vardır.

 

 

SAL ZAMANI

 

Sal zamanı,

Gelip geçer zaman

Zamanında olan kişiler şimdi yoktur yanında,

Bekleye bekleye nereye kadar

Zaman geçiyor yavaş yavaş

 

Sal zamanı,

Yavaş yavaş ilerlediğin yolda

Kimse olmadan başarmışsım kendi ışığında,

Zaman akıp gitti ve ulaştın ufkuna

 

Zeynep Büşra TAPUR

9 - F / 1698

 

 

 Hayrunisan AKTAŞ

2011 yılında İstanbul’da doğdu. Memleketi Mardin’dir. 2021’de Kanarya ilkokulunu bitirdi. 2025 de Kanarya Ortaokulunu bitirdi. Sefaköy Anadolu Lisesine kayıt yaptırdı. Özel zevkleri arasında film izlemek ve arkadaşlarıyla buluşmak vardır.
Okulun da hocalarını ve arkadaşlarını çok sevmektedir.


HAYIRLI ZAMAN

Zaman su gibi akıyor,
Her şeyi alıp gidiyor.
Dün bir hayali sanki,
Onu dur diyemeyiz.

Saatler durmadan ilerler,
Geçer gider yavaş yavaş.
Kıymetini bilmek gerek,
Zaman en değerli arkadaş.

Hayrunisan AKTAŞ
9 - C / 1345

 

 

 

 

BÖLÜM 3

 

SAL ZAMANI RESİMLERİ

 

 

 

Ecrin AKKURT

 

2011 yılında İstanbul’da doğdu. Memleketi Zonguldak’dır. 2021 yılında Arif Nihat Asya İlkokulunu 2025 yılında Arif Nihat Asya Ortaokulunu bitirdi. Sefaköy Anadolu Lisesine kayıt yaptırdı. Özel zevkleri arasında voleybol oynamak ve resim yapmak vardır. Voleybol oyuncusudur. Okulunda hocalarını ve arkadaşlarını sevmektedir

 

 

Resim

(Göndereceğim)

 

 

 

Eflin ERGÜLER

 

2011 yılında İstanbul’da doğdu. Memleketi Bulgaristan Dobriçlidir.2021 yılında Halit Uygur ilkokulunu bitirdi. 2025 yılında Sultanmurat ortaokulunu bitirdi .Sefaköy Anadolu Lisesine kayıt yaptırdı. Özel zevkleri arasında voleybol oynamak ve şarkı dinlemek vardır.Voleybol oyuncusudur. Okulunuda hocalarını ve arkadaşlarını sevmektedir.

 

 

Resim

 

(Göndereceğim)

 

 

KHAZAL ZULUF-OGLY

 

2010 yılında Kazakistan'da doğdu.Memleketi Taraz'dir.2021 yılında okul 6 ilkokulu 2025 Sultan murat ortaokulu bitirdi.2025 Eylül ayında Sefaköy Anadolu lisesine kayıt yaptırdı.Özel zevkleri kitap okumak,gezmek ve film izlemek vardır.Okulumda hocalarını ve arkadaşlarını sevmektedir.

 

9 - C / 1761

 

 

 

 

Resim

 

(Göndereceğim)

 

 

 

NAFİ ÇAĞLAR
(FİZİK BAŞÖĞRETMENİ NAFİ ÇAĞLAR / FİZİKÇİ N.Ç.)

Soyu ;1965’te Gaziantep ili Karayusuflu köyünde doğdu. Oğuz Türkleri’nden Mahmatlı Oymağı Hacı Ömerler Obası’ndan, Büyük Hacı Ağa Uruğu’ndan olan Kiya Memik Ağa’nın oğludur. Dedesi Yemen şehidi Hasan Ağa’dır. Diğer dedesi Tan Obası’ndan Derviş Ali’dir.

Eğitim Durumu ; Eylül 1972- Haziran 1976’da ; Gaziantep Merkez ilçeye bağlı Karayusuflu köyünde başladığı ilkokul eğitiminin ilk dört yılını köyünde ve 5.sınıfı ise ;
Eylül 1976- Haziran 1977’de ; Gaziantep Merkez ilçedeki (Şehitkamil) Şahinbey İlkokulu’nda okuyarak tamamladı.
Eylül 1977 - 5 Haziran 1980’de ; Gaziantep İsmet Paşa Lisesi’nde "orta okul" bölümünü okudu.
Eylül 1980 - 4 Eylül 1983’te ; Gaziantep Mehmet Rüştü Uzel Endüstri Meslek Lisesi "Elektrik" Bölümünü ve
Haziran 1983 - 1 Haziran 1984’te ; Mehmet Rüştü Uzel Teknik Lisesi’nin "Elektrik Teknisyenliği" Bölümünü bitirdi.
Eylül 1984 - 24 Ocak 1989’da ; Diyarbakır Dicle Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi "Fizik Bölümü" nden mezun oldu.
16 Kasım 2009’da ; Anadolu Üniversitesi Açık Öğretim Fakültesi “Türk Dili ve Edebiyatı” bölümüne kayıt yaptırdı.
Mesleki Hayatı ; Devlet Kurumunda ;
1 Nisan 1990 - 31 Temmuz 1990’da ; İzmir Narlıdere İstihkam Taburu Yedek Subay Okulu’nda eğitimini tamamladı.
1 Ağustos 1990 - 6 Şubat 1991’de ; Diyarbakır Lisesi (Hüseyin Uluğ Lisesi)’nde ve
6 Şubat 1991-31 Temmuz 1991 ; Diyarbakır Birlik Lisesi’nde ; "Yedek Subay Fizik Öğretmeni " olarak askerliğini yaptı.
21 Kasım 1991 - 8 Temmuz 1996 ; Zonguldak-Çaycuma Saltukova Lisesi’ne " Fizik Öğretmeni " olarak ilk ataması yapıldı.



28 Haziran 1994’te ; Adıyaman’a - isteğe bağlı il dışı - tayini çıktı ve 12 Ekim 1994’te tayini durdurdu.
23 Eylül 1995 - 15 Nisan 996’da ; Saltukova Lisesi’nde Müdür Yardımcılığı yaptı.
10 Temmuz 1996 - 30 Eylül 1997 ; Zonguldak’tan Gaziantep Şahinbey Eğitim Hizmetleri Merkezi / Eğitim Araçları ve Donatım Merkez (A.S.O.) Müdürlüğüne "Fen Bilimleri Öğretmeni" olarak -isteğe bağlı il dışı- tayin oldu.
30 Eylül 1997 - 20 Şubat 2000 ; Gaziantep Şehitkamil Fitnat Nuri Tekerekoğlu Anadolu Lisesi’nde valilik görevlendirmesi ile çalıştı.
20.02.2000’de ; Devletteki memuriyetinden (devlet okulundaki öğretmenlikten) istifa etti.
5 Aralık 2003 - 8 Eylül 2004 ; İstanbul Küçükçekmece Zehra Mustafa Dalgıç Ticaret Meslek Lisesi’ne açıktan ataması yapıldı.
8 Eylül 2004 - 1 Kasım 2006 ; Bahçelievler’de Çağ-Dem’i kurdu.Bakırköy ve Bağcılarda dershanecilik yaptı.
1 Kasım 2006 - 27 Haziran 2007 ; İstanbul Bağcılar Mahmutbey Lisesi’ne açıktan ataması yapıldı.
27 Haziran 2007 - 7 Eylül 2009 ; İstanbul Küçükçekmece Zehra Mustafa Dalgıç Ticeret Meslek Lisesi’ne geri döndü.
7 Eylül 2009 - 18 Temmuz 2013 ; İstanbul Bağcılar Gazi Lisesi’ne - isteğe bağlı il içi - tayin oldu.
18 Temmuz 2013 - 2 Eylül 2015 ; İstanbul Bağcılar İbni Sina Anadolu Lisesi’ne - isteğe bağlı il içi tayin oldu.
2 Eylül 2015 - İstanbul Küçükçekmece Sefaköy Anadolu Lisesi’ne - özür durumundan isteğe bağlı il içi - tayin oldu. Bu okulda düzenli olarak Uzay Bilimleri derslerine girdi. Tübitak işlemlerini yürüttü. 25-26 Haziran 2022’de ; Hizmet İçi Eğitimde Yeni Yaklaşımlar,Uzman Öğretmenlik ve Başöğretmenlik Süreci Semineri ve 18 Temmuz 2022 – 5 Eylül 2022’de ; Uzman Öğretmenlik Eğitim Programı Seminerine katıldı. 5 Eylül 2022’de “Uzman Öğretmen” oldu. 25 Ocak 2025’te “başöğretmen” oldu.


Gaziantep’te bir çok dershanede Fizik derslerine girdi ve kurucu ortaklığı yaptı. İstanbul’da (Bahçelievler, Bağcılar, Bakırköy ve Küçükçekmece’de) birçok dershanede Fizik Öğretmenliği ve müdürlük yaptı.
Alan ( Fizik ) Çalışmaları ; 1 Mart 2007-2 Temmuz 2007’de ; “İstanbul Kültür Üniversitesi ‘nde ; "Zümre Liderliğinde Profesyonellik ”, 18-22 Temmuz 2016’da ; Mersin’de ; Fatih Projesi Destekli Fizik Eğitici Eğitimi" kurslarına katıldı. 8 Eylül 2022 – 16 Eylül 2022‘de ; Taslak Ders Kitabı İnceleme ve Değerlendirme Seminerine katıldı.
5 Eylül 2023 Salı ; Sefaköy Anadolu Lisesi okul Fizik zümre başkanı,
7 Eylül 2023 Perşembe ; Mustafa Barut Anadolu Lisesi’nde, Küçükçekmece ilçe Fizik zümre başkanı ve
8 Eylül 2023 Cuma ; Kadıköy Anadolu Lisesi’nde, İstanbul il Fizik zümre başkanı seçildi. (İki yılığına)
26 Eylül 2023 Salı ; Çemberlitaş Anadolu Lisesi’nde, İstanbul il Milli Eğitim Fizik ortak sınav kurulunda yer aldı.
27 Eylül 2023 Çarş. Çemberlitaş Anadolu Lisesi’nde, İstanbul ili ölçme değerlendirme kurulunda yer aldı.
2 Ekim 2023 Pazartesi ; Cağaloğlu Anadolu Lisesi’nde, İstanbul il Milli Eğitim Fizik kitap kurulunda yer aldı.
16 Ocak 2024 Salı ; Kabataş Anadolu Erkek Lisesi’nde, İstanbul ili seçmeli dersleri seçme çalıştayına katıldı..
16-17 Nisan 2024 Salı-Çarş. Sefaköy Anadolu Lisesi’nde, 4006-A Bilim Fuarında Tübitak Yürtücülüğü yaptı.
29 Nisan 2024 Pt. - 2 Mayıs 2024 Perş. ; İstanbul Erkek Lisesi’nde, İstanbul ili yeni müfredat çalıştayına katıldı.
29 Mayıs 2024 ; Bakanlık ABİDE (Akademik Başarıların İzlenmesi ve Değerlendirmesi) kurulunda görev aldı.
22-26 Temmuz 2024 ; Çapa Fen Lisesi’nde, Meb. İstanbul ABİDE (Akademik Başarıların İzlenmesi ve Değerlendirmesi) kurulunda görev aldı.

5 Eylül 2024 -6 Eylül 2024 Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli Fizik Dersi Öğretim Programı Semineri

 

4 Ocak 2025 Ct.; Kabataş Anadolu Erkek Lisesi’nde, Teoriden Pratiğe Fizik Çalıştayına katıldı.

 

16 Ocak 2025 Prş. ; İstanbul Ataşehir Zübeyde Hanım Hizmetiçi Eğitim Merkezinde ülke geneli zümre toplantısı yapıldı. Küçükçekmece ilçe fizik zümre başkanı ve İstanbul il zümre başkanı sıfatlarıyla katıldı.

 

15-16 Nisan 2025 Salı-Çarş. Sefaköy Anadolu Lisesi’nde, 4006-A Bilim Fuarında Tübitak Yürtücülüğü yaptı.

 

 

25-26-27 Haziran 2025 ; İstanbul Teknik Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Fizik Bölümünde 5G Bilim Çalıştayı eğitimine katıldı.
14 - 18 Temmuz 2025 ; İçel Silifke Taşucu Öğretmenevi’nde, Milli Eğitim Bakanlığı ABİDE (Akademik Başarıların İzlenmesi ve Değerlendirmesi) "soru yazma kurulu"nda görev aldı.


2 Eylül 2025 Salı ; Sefaköy Anadolu Lisesi okul Fizik zümre başkanı,
4 Eylül 2025 Perşembe ; Atakent Anadolu Lisesi’nde, Küçükçekmece ilçe Fizik zümre başkanı ve
5 Eylül 2025 Cuma ; Kadıköy Anadolu Lisesi’nde, İstanbul il Fizik zümre başkanı seçildi. (İki yılığına)

24 Ekim 2025 Cuma ; İstanbul Ataşehir Zübeyde Hanım Hizmetiçi Eğitim Merkezinde ülke geneli zümre toplantısı yapıldı. Küçükçekmece ilçe fizik zümre başkanı ve İstanbul il zümre başkanı sıfatlarıyla katıldı.

 

2-5 Ekim 2025’te ; Zeytinburnu Anadolu İmam Hatip Lisesi’nde değerlendirme eğitimine /seminerine katıldı.
13-17 Ekim 2025’te Küçükçekmece Hacı Bektaş Veli Anadolu Lisesi’nde "Harezmi Öğretmen Eğitimi"ne katıldı.
17 Ekim 2025 Cuma günü ; Küçükçekmece Hacı Bektaş Veli Anadolu Lisesi’nde "Erasmus Eğitimi"ne katıldı
24-28 Kasım 2025’te ; Bağcılar Anadolu Lisesi’nde "Açık Uçlu Madde Yazma ve Ölçme Değerlendirme" semineri


26-30 Ocak 2026 ; Tokat ili hizmetiçi eğitim merkezinde "Bilim Olimpiyat (Fizik) Danışmanlığı" eğitimi aldı.

 

6-10 Nisan 2026 ‘da ; Ankara Kızılcahamam’da Piktes Eğitici Eğitimi kursuna katıldı.

 

5-6 Mayıs 2026 Salı-Çarş. Sefaköy Anadolu Lisesi’nde, 4006-B Bilim Fuarında Tübitak Yürtücülüğü yaptı.

 

8 -11Haziran 2026 Pazartesi – Perşembe arasında Sancaktepe Sarıgazi Anadolu Lisesi’nde Fizik Öğretmenlerine yönelik Bilim Olimpiyatları (Fizik) Danışmanlığı kursunda yönetici ve eğitici olarak görev yaptı.

 


Yaklaşık 80 kadar hizmetiçi eğitim çalışmalarına katıldı. Ehliyet sınav kurulu ve İzcilik eğitimi aldı.
Diyarbakır, Gaziantep ve İstanbul’da bir çok yerel ve ulusal gazete ve dergilerde, şiirleri, makaleleri, denemeleri ve söyleşileri yayımlandı.Gaziantep ve İstanbul’da eğitim ve tarihle ilgili canlı yayınlar gerçekleştirdi.
Yedi şiir kitabı, İki tarih kitabı ve Bir araştırma kitabı yayımlandı. Halen bir deneme, bir makale, bir tarih, iki roman ve üç hikaye kitabı hazırlıklarını sürdürmektedir.
Yaklaşık 20 kadar şiiri farklı ozan ve besteciler tarafından bestelenmiştir. Bestelenmeye devam edecektir
Bir çok STK .(Sivil tomlum kuruluşları ; dernek, vakıf, sendika, parti) çalışmalarında bulundu. Halen bazı dernek, fed.ve konfed.da başkanlık ve yöneticilik yapmaktadır.
Özel zevkleri ; gezmek, şiir ve yazı yazmak, doğada yürümek, fidan dikmek, dernekçilik yapmak, öğrencilerine okul anılarını anlatmak, Fizik ve Gökbilimi’nden tek derse, teşekküre ve takdire sınırda kalmış öğrencilerle eğlenmektir. Emekli olduğunda doğada yaşamı sürdürecektir. Okulunda öğretmen arkadaşlarını ve öğrencilerini sevmektedir.

 




UZAY TÜRK BİLİMLERİ

Semerkant’ta Gökyüzü’nü gözledim.
Evren’i de tepsi gibi düzledim.
Uluğbey,Biruni, Battani,Tusi,
Cemşid, Kaşi, Kuşcu toptan özledim.

Hareket yeri, Galata’yı seçtim.
Kanatlanıp ta Üsküdar’a geçtim.
Sırtıma roketi berkçe bağladım,
Çelebi olup Mars’ı hedef seçtim.

“İstikbali Göklerde” hep aradım.
Yola çıktım, bir çok yere uğradım.
Vecihi Hürkuş gibi göklerde,
Ülkemin havalarını taradım.

Dinleyin hele şu Nafi Çağlar’ı.,
Yurt tuttuk Göğ’e uzanan dağları.
Gökbilimine iyi çalışırsak,
Yine Türk’ün olur Uzay Çağları…

NAFİZ TANÇAĞLAR
17 Mart 2023 Cuma 15.00
Yeşilova-Küçükçekmece-İstanbul

 

 

GÜNEŞ VE GEZEGENLER

Güneş ; sabah olur, hemen doğarsın,
İnsanoğlunu sevince boğarsın,
Hidrojen, Helyum, Oksijen ve Karbon,
Tükenmesin, ışığın hep çoğalsın…

Merkür ; biliriz, atmosferin yoktur,
Güneş ışınlarına karnın toktur.
Hacmin, Dünya’mızdan küçük olsa da,
Birim hacmine düşen kütlen çoktur…

Venüs ; benim Akşam, Sabah Yıldızı’m,
Gezegenler içinde güzel kızım,
Yediyüz Kelvin’lik sıcak kanınla,
Çobanın yüreğine inen sızım…

Dünya ; sen ki, bir mavi gezegensin,
Yaşanır olanlar içinde ensin,
Samanyolu emrimizde olsa da,
Üzerinde yaşadığımız sensin…

Mars ; kırmızı, sarı, turuncudur rengin,
Yükseltide var mı senin bir dengin?
Demir oksit bileşiğindir senin,
Buz kütlelerin yüksek, biraz engin…

Jüpiter ; tamam kabul, en büyüksün,
Ağır elementlerle bize yüksün,
Demirden, sağlam bir çekirdeğin var,
Gelsin de Kalista bileğin büksün…

Satürn ; seni görürüz çıplak gözle,
Helyumla sana bağlıyız tam özle,
Titan, Fibi ve ben seni konuşuruz,
Kalipso’yla seni överiz sözle…

Uranüs ; uydun, Titanya, Miranda,
Ariyel’le sorun var mı aranda,
En büyük yörünge eğikliğine
Sahip olduğun öğrendim bir anda…

Neptün ; sen, niye bize en uzaksın,
Bize ulaşmıyor senin aksın,
Tiriton’a gidip haber verelim,
Bilimcilerle işlemine baksın,

Plüton ; dışlanmış mısın sen Uzay’dan,
Öğrendim , daha küçükmüşsün Ay’dan,
Gökbilim birliği de cüce demiş,
İkibinaltı’da çıkmış ok yaydan…

Ey gezegenler milyon yaştasınız,
Dördünüz içte, dördünüz dıştasınız,
Nafi Çağlar sıranızı inceler,
Biriniz sonda, biriniz baştasınız…

NAFİZ TANÇAĞLAR
8 Mayıs 2023 Pt. 22.00
Y.Ova / K.Çekmece / İstanbul


Ey tonları mavimsi Neptün,
Söyle, Ondört uyduna nettün ?
Fırtınalı atmosferinle,
Sürekli dönüp uzak gettün…

NAFİZ TANÇAĞLAR
9 Mayıs 2023 Salı 20.00
Y.Ova / K.Çekmece / İstanbul


ULU YENİ GÜN ; 21 Mart

Geceyle gündüze eşitlik geldi.
Bütün doğaya bir yeşillik geldi.
Elele tutup halay çekilerek,
Topluma barış ve kardeşlik geldi…

Kavgaların yapıldığı gün dündü.
Bugün hem öfkeler hem kinler söndü.
Yaş otla bile örnek alınınca,
Tüm düşmanlıklar yoldaşlığa döndü…

Biz ki, izinle girerdik ormana.
Dokunmazdık, hak olmayan harmana.
Bir “Yeni Gün” e ufkumuzu açtık,
Muhtaç değiliz artık bir dermana…

Yirmibir Mart’ta Koç burcuna girdik.
Kültür yaşasın diye çaba verdik.
Doğa nasıl irkilip canlandıysa,
Biz de dostluğun sevincine erdik…

“Yeni Gün” dedik, “Yeni Yıl” dedik.
Buğdayla, hem firikle yaptık hedik.
Bahar geldi, bayramımız diye,
Çöktük, aşımızı birlikte yedik…

Nafi Çağlar der, artık birlik gelsin.
Şu “Ulu Gün”ümüzde dirlik gelsin.
İnsanlık tekrar kan kardeşi olsun,
Yüreğimize bir an erlik gelsin…

NAFİZ TANÇAĞLAR
21 Ocak 2024 Pazar 09.24
Küçükçekmece / İstanbul



GÜNDOĞDU 21 ARALIK

Yirmidört Eylül’ün tan imsakında,
Kader, gecenin yüzüne gülmüştü.
Gündüzün ömrü kısalıp gitmiş,
Gündoğdu gecesi dostluk ölmüştü…

Tarihlerden Yirmibir Aralık’tı.
Havalar ayaz, Gökyüzü açıktı.
Gece boyunca mücadele sürdü.
Gündüz, sabaha üstünlükle çıktı...

Dediler ki “Gündoğdu hey Gündoğdu”
“Kızıl Güneş bizi sevince boğdu”
Apaydınlık günlerin umuduyla,
Sanki ol insanlık yeniden doğdu…

Nafi Çağlar’ım, derim, bundan böyle.
Ulu Tanrım geceyi gündüz eyle.
Elleri tutuştur ey Ademoğlu,
Durma! Kardeşlik türküleri söyle…

NAFİZ TANÇAĞLAR
21 Ocak 2024 Pazar 09.24
Küçükçekmece / İstanbul

 

 

 

ÖD / Zaman BİRİMLERİ - NAFİ ÇAĞLAR

Binyıl ; tam On asra bedeldir Binyıl.
Bunu ben buldum, olmasam da ırkıl.
Bunca çalışıp emek veriyoruz,
Ey yüce yaratan bizi baki kıl.

Yüzyıl ; diğer adıyla deriz asır.
Sanki zamanların üstünde hasır.
Şimdi hepsini bir bir sayacağım,
Bu birimler hep zamana münhasır.

Yıl ; başka bir şekilde denir sene.
Döndü dolaştı başa geldi gene.
Geçen yıl bu zaman var idi derken,
Göç eder dede ve göç eder nine.

Ay ; yılın Onikide Biri aydur.
Ocak, Şubat, Mart, Nisan durma saydur.
Birisi kısa, bazıları uzun,
Kimileri de birbirine taydur.

Hafta ; bir ayda Dört tanedir hafta.
Yedi gün sıralanır aynı safta.
Yedi kere Dört Yirmisekiz yapar.
İki gün eksik, hesaplamışlar lafta.

Bir yılda vardır derler Elliiki.
Bu işlemi nasıl yaptılar peki.
Bir gün, Altı saat boşta kalıyor,
Hesapları tam tutmamış belli ki!

Gün ; günümüzde çok söylenir özde.
Bazı günler yemek yaparlar közde.
İki tanesinin adı bile yok,
“Ertesi” yazıp, gün demişler sözde.

Gün ; ey yoldaşlarım gün bu gündür.
Bu günden önceki gün kesin dündür.
Dünle yarın arasına girmiştir.
Bu yüzden dün bu güne küskündür.

Saat ; bir günde Yirmidört tur atar.
Her turda Altmış dakikayı satar.
Yelkovan, saniye koşup giderken,
Akrep, miskin gibi kasılıp yatar.

Dakika ; Bir saat Altmış dakika.
Bilmeniz çok önemli filhakika.
Bizler bu fani Alem’e dalmışken,
Kısa ömürden gider her dakika.

Saniye ; durmadan akar saniye.
Söyleyin,garanti var mı seneye.
Saliseyi alır, tam Yüze katlar,
Ya! Daha ne diyeyim ki ben siye.

Salise ; bilin, ölçülür salise.
Küçük zaman birimidir salise.
Göz açıp kapamadan daha kısa,
Ah! Saflar, gafiller bunu bir bilse!

An ; en kısa zaman birimi “an”dır.
Tam “Öd”ümüzü koparan o andır.
Nafi Çağlar der ; işte vakit geldi.
Geçtikçe ömrümü çalan zamandır.


NAFİ ÇAĞLAR
İstanbul İli Fizik Zümre Başkanı
(Küçükçekmece İlçe Fizik Zümre Başkanı ve
Sefaköy Anadolu Lisesi Fizik Başöğretmeni )
19 Ekim 2025 Pazar 09.19
Yeşilova/Küçükçekmece / İstanbul

 

 

 

 

 

 

BİTİRİRKEN

 

 

Tarihimiz boyunca Türk milleti olarak yaşamayı sevmiş ama yaşadıklarımızı yazıya döküp eser oluşturma konusunda ağır hareket eden bir toplum olduğumuzu düşündük. Halbuki gerçekler hiç de öyle değildir. Acısını, kederini, hüznünü, hasretini; mutluluğunu, sevincini, gururunu ve paylaşmayı önce yaşayarak sonrasında ise gönüllerde yaşatmış bir mazinin çocukları olmuşuz. Bunu kağıdı, kalemi kullanmadan gönüllere ilmek ilmek işlemiş bir milletiz. Sahip olduğumuz kültürün en önemli hazinesi gönüllerde yaşamakta ve yaşatılmaktadır. Eski Anadolu Türkçesi dönemin Mevlana’sı, Hacı Bektaşı Veli’si ve Yunus Emre’si; Osmanlının parlak dönemlerindeki Fuzuli’si, Baki’si, Nedim’i, Karacaoğlan’ı ve Köroğlu’su; yakın dönem Türk edebiyatının ise Necip Fazıl’ı, Mehmet Akif’i, Nazım Hikmet’i ve Yahya Kemal’i önce gönüllerde sonrasında ise eserleriyle milletimizin hafızasına kazınmıştır. Dillerde yaşadığımız ve yaşattığımız hislerimizle, hayallerimizle gönlümüze kazınmış şiirler, hikayeler, romanlar, destanlar ve daha birçok türde eserler kazandırmışız. Bu eserleri bize kazandıran edebiyatçılarımızın her zaman büyük isimler olduğu yanılgıdır. Onlarda sizin, bizim gibi bir insan olduğunu unutmamalıyız. Tıpkı bizim gibi etten ve kemikten olan bu insanların duyguları, hayalleri, düşünceleri sonucunda kaleme aldıklarıyla edebiyatımıza isimlerini altın harflerle kazıyarak unutulmaz olmuşlardır.

Her insanı kendi yapacak bir geçmişi, her sanatçıyı değerini bulacağı manevi olgunluğa erişmesini sağlayacak bu gelişimi küçük yaşlarda okul sıralarında başladığı görülmektedir. Hayatı ve kendisini bulma konusunda öğrencilik yılları sayısız sanatçımızın fikri, ahlaki, sosyal kimliğini bulmasında dönüm noktaları olmuştur. Hayata dair bu önemli kırılmalarda mutlaka gençlerimize destek ve teşvik noktasında arkadaşları, öğretmenleri ve yol göstericileri olmuştur. Kıymetli öğrencilerimizin yolculuklarının da bu minvalde gerçekleşmesini umut ederiz. Gönüllerinden geçen cümlelerin paragraflara, paragrafların ise metinlere eriştiği bu yolda; hayalleri, yaşantıları, duyguları veya düşüncelerini sizlerle paylaşmak bizim için tebriğe şayandır. Çünkü genç neslin her zaman yakalamanın güç olduğu günümüzde, edebi yolculuklarının belki de ilk adımlarında yanlarında olmak bizim için gurur kaynağı olmuştur.

Hikayeleri, şiirleriyle bu genç yazar ve şairlerin istikametlerinde atmış oldukları ilk adımlar her ne kadar zayıf olarak görülse de karakterlerinin oluşumunda sağlam atılmış ilmeklerdir. Gelişmekte olan öğrencilerimizin fiziksel, psikolojik ve sosyal olarak birey olma farkındalığına eriştiklerini ve “birey” olma yolunda hayatta atacakları adımların belki de en önemlisidir. Edebi yolculuklarında kararlı ve sağlam adımlarla ilerlemelerini ve istedikleri birey olma yolunda hayallerini gerçekleştirecekleri geleceğin yazarları ve şairleri olmalarını temenni ediyoruz.

Eserimizin ortaya çıkmasında emeği geçen başta yazar ve şair adaylarımız olmak üzere bu eserin ortaya çıkmasında ve geleceğin yazar ve şairlerinin okulumuzdan çıkabileceği fikrinin sahibi değerli dostum Nafi ÇAĞLAR öğretmenimize, her türlü desteklerini sunan okulumuzun kıymetli öğretmenlerine ve sizlerin eline ulaşmasında kıymetli desteklerini sunan yayınevimize ve çalışanlarına teşekkür ederiz.

 22.05.2026

Derviş YILDIZ

Türk Dili ve Edebiyatı Öğretmeni

 

 

 

 

 

 

 

İÇİNDEKİLER

 

 

 

 

 

 

 

 

 

ARKA DIŞ KAPAK

 

Geçen yıl ki gibi okul basamakları önünde fotoğraf çektirdik. 4-5 tane göndereceğim. (watsaptan değil) içinden seçersiniz.






Hayrunisan AKTAŞ

2011 yılında İstanbul’da doğdu. Memleketi Mardin’dir.2021’de Kanarya ilkokulunu bitirdi.
2025 de Kanarya Ortaokulunu bitirdi.Sefaköy Anadolu Lisesine kayıt yaptırdı.Özel zevkleri arasında film izlemek ve arkadaşlarıyla buluşmak vardır.Okulun da hocalarını ve arkadaşlarını çok sevmektedir.


HAYIRLI ZAMAN

Zaman su gibi akıyor,
Her şeyi alıp gidiyor.
Dün bir hayali sanki,
Onu dur diyemeyiz.

Saatler durmadan ilerler,
Geçer gider yavaş yavaş.
Kıymetini bilmek gerek,
Zaman en değerli arkadaş.

Hayrunisan AKTAŞ
9 - C / 1345

 

HAYAT AKTAN

2012 yılında İstanbul’da doğdu. Memleketi Siirt’tir.2021’de Arif Nihat Asya  ilkokulunu bitirdi.
2025 de Arif Nihat Asya Ortaokulunu bitirdi. 2025 Eylül ayında Sefaköy Anadolu Lisesine kayıt yaptırdı.Özel zevkleri arasında film izlemek, müzik dinlemek, dizi izlemek. Okulunda ki Nafi Çağlar hocasını ve arkadaşlarından Elif’i ve Helez’i çok sevmektedir.

 

ZAMANIN ZİNCİRİ

Tutmak istersin avuçlarında,

Kum gibi akar parmaklarında.

Gülüşler kalır eski fotoğraflarda,

Zaman en acımasız hırsızdır aslında.

 

Susar kelimeler dudaklarında,

Geçmiş büyür sessiz yaralarında.

Unutmak istesen de bu oyunda,

Zaman zincir olur boynunda.

 

HAYAT AKTAN

9 - A / 818

 

 

 

 

 

 

 

 

 

AYŞE NAZ

 

2012 yılında İstanbul’da doğdu. Memleketi Çorum’dur. .2021’de Penyelüks Hasan Gürel   ilkokulunu bitirdi. 2025 de Kartaltepe Ortaokulunu bitirdi. 2025 Eylül ayında Sefaköy Anadolu Lisesine kayıt yaptırdı.Özel zevkleri arasında şiir yazmak, resim çizmek, film izlemek, müzik dinlemek, dizi izlemek. Okulunda ki Ali Özgür hocasını ve arkadaşlarından İrem’i  çok sevmektedir.

 

 

 

 

ZAMANIN MEVSİMLERİ

 

Yapraklar süzüldü üstüme,

Anıların tozları kaldı geride.

Güneşin vedası erken olurmuş,

Bekleyişin asıl rengi buymuş.

 

Bu hüzün denizinin içinde,

Geçmişin gölgesi kalmış belli ki.

Hayatın bir kıyısında çocuktuk,

Zamanın izlerine gemi olduk.

 

Dertler derya deniz,

Biz böyle yaşamayı biliriz.

Sorgusuz sualsiz hayaller içinde,

Sararıp zamana direniriz.

 

Geceye dokunan eller,

İlkbaharın gelişini müjdeler.

Ayın sessizliğinde,

Son nefesini verir kırık saatler.

 

Zamanın tutsaklığında,

Nice hayatlar silinir.

Eskitilmiş düşler ve yıllar,

Toprağa filizlenir.

 

Zifiri karanlığın yerini

Alır toprak kokusu.

Zamanın sessizliği,

Son bulur baharın gelişiyle.

 

AYŞE NAZ

9 -A / 407


Yorumlar - Yorum Yaz
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi2
Bugün Toplam17
Toplam Ziyaret71884
Anket
Fizik (Doğabilim) dersi korkusunu yenebileceğinize ne derece inanıyorsunuz?
Duyurular
Döviz Bilgileri
AlışSatış
Dolar46.601146.7878
Euro53.358353.5721
Hava Durumu
Saat